Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uçsuz bucaksız kırların, yemyeşil ağaçların arasında, çiçek kokulu bir arı kovanı varmış. Bu kovanda binlerce çalışkan arı yaşarmış. Her birinin bir görevi, her birinin bir telaşı varmış. Kimi bal yapmış, kimi kovanı temizlemiş, kimi de çiçekten çiçeğe uçup polen toplamış.

Bu kovanın en küçük arılarından biri de Zıpzıp'mış. Adı gibi zıpır, meraklı ama biraz da sakar bir arıcıkmış. Kocaman kanatlı, hızlı uçan diğer arılara bakmış, içini bir hüzün kaplamış. 'Ben ne yaparım ki bu koskoca kovan için?' diye kendi kendine fısıldamış. Diğer arılar ne kadar hızlı uçarmış, ne kadar çok polen taşırmış. Zıpzıp ise bir dala konarken bile zorlanırmış bazen.

Bir gün, Kraliçe Arı'nın yanına gitmiş, minik antenlerini bükerek sormuş: 'Ulu Kraliçe'm, benim gibi küçük bir arının bu kovan için ne gibi bir görevi olabilir ki? Ben de çok çalışmak isterim ama sanki hiçbir işe yaramıyorum.' Kraliçe Arı, bilge gözleriyle Zıpzıp'a bakmış, şefkatle gülümsemiş. 'Her canlının bir görevi vardır Zıpzıp,' demiş. 'Küçük olman, önemsiz olman demek değildir. Belki de senin görevin, kimsenin fark etmediği, kimsenin ulaşamadığı yerlerdedir.'

Kraliçe Arı'nın Bilge Sözleri

Kraliçe Arı'nın sözleri Zıpzıp'a umut vermiş. Minik kanatlarını çırpmış, kovanın dışına doğru süzülmüş. Güneş, altın ışıklarıyla etrafı aydınlatmış, rüzgar tatlı tatlı esip kulaklarına ninniler fısıldamış. Dere, neşeyle şırıl şırıl akıp şarkılar söylemiş. Zıpzıp, rengarenk çiçek tarlalarının üzerinden uçmuş, büyük arıların telaşla çalıştığı papatyalı, güllü bahçelere bakmış. Her yer bal kokarmış.

Zıpzıp, 'Benim gibi küçük bir arı neyi değiştirebilir ki?' diye düşünürken, gözüne uzakta, sık çalıların ardında, neredeyse görünmez küçücük bir çiçek öbeği takılmış. Bu çiçekler o kadar minik, o kadar utangaçmış ki, büyük arılar onları ya hiç fark etmez ya da 'Buradan nektar çıkmaz ki!' diyerek yanından geçip gidermiş. Zıpzıp, merakla o tarafa doğru uçmuş. Çalıların arasından zorlukla geçmiş, sonunda o küçücük çiçeklere ulaşmış. Mor, pembe, beyaz minicik taç yaprakları varmış bu çiçeklerin ama tozlaşmak için bir arı bekleyip dururlarmış.

Gizli Çiçeklerin Keşfi

Zıpzıp, 'İşte benim görevim!' diye sevinçle bağırmış. Diğer arılar için küçük ve değersiz görünen bu çiçekler, Zıpzıp için koca bir dünya demekmiş. Minik bacaklarıyla bir çiçekten diğerine konmuş, narin antenleriyle polenleri toplamış, usulca diğer çiçeğe taşımış. Her bir çiçeğin en gizli köşelerine girmiş, en incecik tohumcuklarını bile bulup taşımış. Saatlerce bıkmadan, usanmadan çalışmış. Güneş batarken bile Zıpzıp'ın minik kanatları yorulmak bilmezmiş.

Zıpzıp'ın bu gayreti boşa gitmemiş. Birkaç gün sonra, o sık çalılıkların ardındaki minik çiçekler, rengarenk bir halı gibi açmış, mis gibi kokularıyla etrafı sarmış. Tohumları olgunlaşmış, yeni çiçeklerin müjdecisi olmuşlar. Diğer arılar şaşkınlıkla bakmışlar. 'Ne olmuş bu çalılıklara böyle? Ne güzel çiçekler açmış!' diye mırıldanmışlar. Zıpzıp ise içten içe gülümsemiş. Kimse bilmese de o, kendi küçük görevinin ne kadar büyük bir fark yarattığını anlamış. Küçük bedeninin, büyük işler başarabileceğini öğrenmiş.

Zıpzıp'ın Büyük Görevi

O günden sonra Zıpzıp, kovanın en değerli arılarından biri olmuş. Çünkü o, büyüklerin gözden kaçırdığı en küçük güzellikleri keşfetmiş, en minik canlıların bile ne kadar önemli olduğunu göstermiş. Kovanın tüm arıları ondan ders almış, hiçbir görevin küçümsenmemesi gerektiğini anlamışlar. Herkes kendi gücünü ve yerini bulmuş. Zıpzıp da her sabah neşeyle kanat çırpmış, bilmiş ki en küçük adımlar bile en büyük değişiklikleri başlatabilirmiş.

Bu masalda da görüldü ki, bazen en küçükler, en büyük işleri başarır, yeter ki kalpleri sevgiyle, azimle çarpsın.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Komik Keçi

Komik Keçi

Kıpır adında neşeli ve meraklı bir keçinin köy meydanındaki komik maceralarını anlatan geleneksel Türk masalı. Sevimli yaramazlıkları ve köy halkının neşesi.