Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda, yemyeşil otlakların sardığı şirin mi şirin bir köyde, Kıvırcık adında bir kuzu yaşarmış. Kıvırcık, sürüdeki diğer kuzulardan biraz farklıymış. Onun tüyleri pamuk gibi bembeyaz, gözleri masmavi bir göl gibi parlar, bakışları ise cıvıl cıvıl neşe saçarmış. Bütün kuzular annelerinin peşinde uslu uslu otlarını yerken, Kıvırcık'ın minicik kalbi yeni maceralar ararmış. Rüzgar esince, kulaklarına tatlı tatlı fısıldar, “Haydi Kıvırcık, bugün de yeni bir oyun bul, neşe saç etrafa!” dermiş adeta. Dere şırıl şırıl akarken ona şarkılar söylermiş, yıldızlar geceleri göz kırparak onun yeni komikliklerini bekler dururmuş.
Kıvırcık, bir gün yemyeşil çayırlarda koştururken, rengarenk çiçeklerin arasında vızıldayan tombul bir arı görmüş. Arı, bir çiçekten diğerine konuyor, bal topluyor, ne güzel melodiler çıkarıyormuş öyle! Kıvırcık da bu sese hayran kalmış, “Ben de arı gibi vızıldarım, ne güzel olur!” diye düşünmüş. Minik burnunu havaya dikmiş, ağzını büzmüş, “Vızzzz, vızzzz!” diye sesler çıkarmaya çalışmış. Ama arının çıkardığı o ince, nazik vızıltı yerine, Kıvırcık'ın boğazından sadece komik bir hırıltı ve ardından koca bir hapşırık sesi çıkmış. Arı, şaşkınlıkla bir an durmuş, sonra vızıldayarak uzaklaşmış. Kıvırcık'ın burnuna da kocaman, sarı bir polen tanesi yapışmış kalmış. Burnunu kaşıya kaşıya annesinin yanına dönmüş, annesi onu öyle görünce, önce endişelenmiş, sonra da gülmekten karnı ağrımış. Güneş bile bu komik sahneye bakıp, altın sarısı ışıklarını daha bir parlatmış, sanki o da Kıvırcık'ın neşesine katılmış.

Bir başka sabah, köyün içinden akan pırıl pırıl dere, şırıl şırıl şarkılar söyleyerek çağlarmış. Tüm kuzular anneleriyle birlikte serinlemek ve su içmek için dere kenarına gitmişler. Kıvırcık, berrak sularda yüzen rengarenk balıkları görmüş. Ne kadar da özgürce süzülüyorlarmış öyle! Annesi, Kıvırcık'ı tembihlemiş, “Minik kuzum, dere kenarına fazla yaklaşma, suya düşersin, sonra üşütür hasta olursun!” demiş. Ama Kıvırcık'ın minik aklına bir fikir gelmiş. “Ben de balıklar gibi yüzerim, ne güzel olur!” diye sevinçle düşünmüş. Koşarak minicik bir sıçrayışla kendini buz gibi suya atmış. Ama kuzu dediğin yüzer mi hiç? Sular şapır şupur, Kıvırcık bir anda neye uğradığını şaşırmış. Bembeyaz tüyleri sırılsıklam olmuş, minik bacakları havada çırpınmış, korkuyla melemeye başlamış. Annesi hemen yetişmiş, onu nazikçe sudan çıkarmış. Kıvırcık'ın tüyleri yapış yapış olmuş, titreye titreye annesine sokulmuş. Dere de ona gülmüş, “Kuzu kuzu, sen bir kuzusun, balık olmak neyine! Senin yerin yemyeşil otlar, güneşin sıcacık kucağı!” diye şırıldayarak adeta bir şarkı söylemiş.

Kıvırcık'ın komik maceraları hiç bitmezmiş. Bir gün de çoban dede, sıcak bir öğle vakti, ulu bir çınar ağacının gölgesinde tatlı bir uykuya dalmış. Kıvırcık, tarlanın kenarında inatla ot yiyen yaşlı bir eşek görmüş. Eşek, kalın dudaklarıyla otları kökünden çekiyor, zorla koparıyormuş. Kıvırcık da eşeğin bu hallerini çok beğenmiş, “Ben de eşek gibi güçlü otlar koparırım!” diye heveslenmiş. Minik başını toprağa eğmiş, eşek gibi otları kökünden çekmeye çalışmış. Ama o kadar güçlü değilmiş ki! Otlar bir türlü kopmamış, Kıvırcık da tüm gücüyle asılınca, pat diye geriye düşmüş. Yuvarlana yuvarlana çamurlu bir birikintiye girmiş. Yüzü gözü, bembeyaz tüyleri toprağa ve çamura bulanmış. Çoban dede gürültüye uyanmış, Kıvırcık'ı öyle görünce, kahkahalara boğulmuş, gözlerinden yaşlar gelmiş. Köydeki diğer kuzular da Kıvırcık'ın bu hallerine hem şaşırır hem de çok gülermiş. “Ne kadar da komik bir kuzu bu Kıvırcık!” derlermiş hep bir ağızdan. Ama Kıvırcık hiç üzülmezmiş. O, kendi olmaktan, etrafındakileri güldürmekten büyük keyif alırmış. Çünkü biliyormuş ki, herkesin farklı bir güzelliği varmış.

Kıvırcık, her daim neşeli ve komik halleriyle köyün en sevilen kuzusu olmuş. Onunla birlikte her gün bir şenlik yaşanır, herkesin yüzünde bir gülümseme açılırmış. Akşamları gökyüzündeki yıldızlar, pırıl pırıl göz kırparak, Kıvırcık'ın yarınki yeni komikliklerini merakla beklermiş. Çünkü Kıvırcık, başkalarına benzemeye çalışmak yerine, kendi özgün ve sevimli haliyle her zaman en güzel kuzu olmayı başarmış. Onun neşesi, tüm köye yayılmış, her eve huzur getirmiş. İşte bu da, bizlere kendi gibi olmanın, neşe saçmanın, başkalarını güldürmenin ne kadar değerli olduğunu fısıldayan Komik Kuzu Kıvırcık'ın sıcacık, neşe dolu masalıymış. Ve onlar ermiş muradına, darısı tüm dinleyenlerin başına, sağlıkla kalın, mutlulukla yaşayın.