Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yedi iklim dört bucakta değil, uzak bir köyde, yıldızlara sevdalı Can adında bir çocuk yaşarmış. Can'ın gözleri her gece gökyüzüne çevrilir, pırıl pırıl parlayan yıldızlara uzun uzun bakarmış. Rüzgar ninni fısıldar, ay dede gümüş gülüşüyle onu izlermiş. Can hep merak edermiş, “Acaba bu pırıltıların ötesinde neler var? Oralarda da benim gibi kalbi sıcak, gözleri parlayan çocuklar yaşar mı?” diye iç geçirirmiş derin derin. Yıldızlar ona sırdaş olur, sanki her biri ayrı bir masal fısıldarmış. Can, bir gün o yıldızlara dokunmayı, onlarla sohbet etmeyi düşlermiş.
Bir gece, Can yatağına uzanmış, pencereden yıldızlara el sallarken usulca uykuya dalmış. Ama ne uyku! Can kendini rengarenk ışıklarla donanmış, pamuk bulutlar gibi yumuşacık bir uzay gemisinin içinde bulmuş. Geminin pencereleri kocamanmış, dışarıda Samanyolu bir inci gerdanlık gibi pırıl pırıl süzülüyormuş. Her bir yıldız, bir yakamoz gibi parlayıp sönüyor, kuyruklu yıldızlar neşeyle selam verip hızla geçiyormuş. Can'ın kalbi heyecandan pır pır ediyormuş. Uzay gemisi yavaşça ilerlemiş, onu hiç bilmediği, etrafı masmavi bir sisle çevrili, ışıklı çiçeklerle bezeli yeni bir gezegene doğru götürmüş. Gezegenin yüzeyinden tatlı melodiler yükseliyormuş, sanki çiçekler şarkı söylüyormuş.

Gemi yavaşça gezegenin mor renkli, yumuşacık toprağına konmuş. Can merakla dışarıya bakmış, adeta bir rüyanın içindeymiş gibi hissetmiş. Gezegenin üstü ışıklı, mor ve pembe çiçeklerle doluymuş, her yanından huzurlu bir fısıltı yükseliyormuş. Tam o sırada, pofuduk bir çalılığın arkasından küçük, yuvarlak, mor renkli sevimli bir yaratık çıkmış. Yaratığın kocaman, simsiyah, şaşkın ama bir o kadar da nazik gözleri varmış. Can'dan biraz çekinmiş, minik kollarıyla kendini sarmış, hemen geri saklanmaya çalışmış. Can, onun yalnız olduğunu, belki de hiç arkadaşı olmadığını hissetmiş. Usulca, adımlarını yavaşlatarak yaklaşmış. “Merhaba, benim adım Can,” demiş gülümseyerek. Yaratık, Can'ın dilini anlamamış ama onun sıcak sesinden ve nazik gülümsemesinden kalbine bir ferahlık gelmiş. Minik, üç parmaklı elini uzatmış, Can'ın eline değmiş. Elleri pamuk gibi yumuşacıkmış, sanki bir buluta dokunmuş gibi.

Can, uzaylı arkadaşının adını sormuş ama o sadece tatlı mırıltılar çıkarmış. Can ona “Mırıl” adını vermiş. Mırıl çok sevinmiş, etrafında zıplayıp durmuş, minik antenleri neşeyle sallanmış. Can ile Mırıl hemen oyun kurmuşlar. Can ona kendi dünyasındaki neşeli tekerlemeleri öğretmiş, Mırıl da kendi gezegenindeki ışıklı pofuduk bitkilerin nasıl dans ettiğini göstermiş. Kahkahaları uzayın derinliklerinde, yıldızlara doğru yankılanmış. Farklı diller konuşsalar da, farklı görünseler de kalpleri bir olmuş, dostluğun büyülü dilini keşfetmişler. Birlikte ışıklı çiçeklerden taçlar yapmışlar, yıldız tozuyla boyanmış kelebekleri kovalamışlar. Can, Mırıl'a kendi köyündeki şenlikleri anlatmış, Mırıl da ona yıldızların şarkılarını fısıldamış. Anlamışlar ki dostluk, ne dil tanırmış ne de mesafe; sadece temiz bir kalp ve sevgi istermiş.

Vakit gelmiş çatmış. Can'ın uzay gemisi onu geri çağırmış, sanki tatlı bir melodiyle “Eve dönme zamanı,” diyormuş. Can ve Mırıl birbirlerine sımsıkı sarılmışlar, ayrılık hüznü içlerini kaplamış ama kalplerinde filizlenen dostluk ateşi onları ısıtıyormuş. Biliyorlarmış ki kalpleri her zaman bağlı kalacakmış. Can uzay gemisine binmiş, camdan Mırıl'a el sallamış. Mırıl da minik elleriyle el sallamış, gözlerinden bir damla ışıklı yaş süzülmüş. Gemi yavaşça havalanırken, Can pencereden Mırıl'ın küçük, mor siluetini görmüş, etrafındaki ışıklı çiçekler ona veda ediyormuş gibi gelmiş. Uzay gemisi onu tekrar yatağına, huzurlu odasına bırakmış. Can gözlerini açmış, güneş pencerelerden içeri süzülüyormuş. Her şey bir rüya mıymış, yoksa gerçek mi? Can tam olarak bilememiş. Ama kalbinde, uzayın derinliklerinde edindiği o sıcak dostluğun pırıl pırıl parlayan bir anısı varmış. O günden sonra Can, yıldızlara bakarken artık yalnız hissetmezmiş, çünkü bilmiş ki uzayın en uzak köşesinde bile, kalbiyle bağlı olduğu bir arkadaşı onu bekliyormuş. İşte bu da böylece tatlı bir uzay masalıymış, kulağınıza küpe olsun, kalbiniz dostluğa açık olsun.