Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, dağların eteklerinde, yemyeşil bir vadide kurulu, şirin mi şirin bir köyde, Elif adında, gözleri ışıl ışıl, yüreği pırıl pırıl bir kız yaşarmış. Elif, sabahları kuş cıvıltılarıyla uyanır, papatyalarla dans eder, kelebeklerle sırdaş olurmuş. Ama bir akşam, nedendir bilinmez, ne yapsa ne etse bir türlü uykusu gelmemiş. Yatağında bir o yana dönmüş bir bu yana, pencereden dışarı bakmış. Ay dede gümüş pırıltılarla gülümser, yıldızlar göz kırparmış. Oysa Elif’in göz kapakları bir türlü birbirine kavuşamamış.

Annesi, Elif’in bu halini görünce şefkatle yanına gelmiş, alnından öpmüş, uzun ve ipeksi saçlarını okşamış. "Kızım," demiş yumuşacık bir sesle, "neden uyumadın?" Elif içini çekmiş, "Anneciğim, uykum bir türlü gelmiyor. Sanki tüm dünya tatlı bir uykuya dalmış da, bir ben uyanık kalmışım gibi hissediyorum." Annesi gülümsemiş, Elif’in saçlarına bir öpücük daha kondurmuş, "Biliyorum," demiş, "Senin gibi meraklı bir yavruya, uykusunu geri getirecek, sihirli bir yer var derler. Adı Sessiz Uyku Ormanı’ymış. Orada her şey öyle derin ve huzurlu bir uykuya dalarmış ki, rüzgar en tatlı ninnileri fısıldar, dağın yamacından akan dere en güzel uyku şarkılarını söylermiş. Hatta derler ki, o ormanın derinliklerinde, sesiyle tüm canlıları tatlı bir uykuya yatıran, sihirli bir Uyku Kuşu bile varmış."

Ormana Doğru Yolculuk

Elif bu masalı dinleyince, yorgun gözleri birden parlamış. İçinden, "Ben o Sessiz Uyku Ormanı'nı bulmalı, Uyku Kuşu'nun o eşsiz ninnisini kendi kulaklarımla dinlemeliyim!" diye geçirmiş. Ertesi sabah, güneş daha yeni yeni dağın ardında kendini göstermeye başlamışken, Elif sessizce uyanmış. Annesinin hazırladığı taze ekmek ve peynirle dolu küçük azık torbasını almış, kalbi heyecanla çarparak ormanın yolunu tutmuş. Yolu, sarmaşıklarla bezenmiş patikalarla doluymuş, her adımında rengarenk çiçekler açmış, ağaç dallarında kuşlar neşeli cıvıltılarla onu selamlamış. Elif ilerlemiş, ilerlemiş, ormanın gittikçe derinleşen sessizliğine kulak vermiş. Birden, serin bir rüzgar yüzünü okşamış, sanki kulağına tatlı tatlı bir şeyler fısıldarmış gibi gelmiş. "Dinle bakalım Elif," demiş rüzgarın esintisi, "bu fısıltı sana uykunun sırrını usulca anlatır."

Elif, rüzgarın nazik fısıltısını dikkatle dinlemiş. Gerçekten de rüzgar, ağaçların yapraklarını hışırtısıyla adeta bin yıllık bir ninni söyler gibiymiş. Yaprakların sesi, ruhunu okşarcasına içini doldurmuş. Biraz daha ilerlemiş, karşısına pırıl pırıl, berrak sularıyla akan, şırıl şırıl bir dere çıkmış. Dere, taşlara çarpa çarpa, kendi kendine neşeli ama bir o kadar da sakinleştirici sesler çıkarırmış. "Merhaba dere," demiş Elif, suyun kenarına diz çökerken, "Sen de mi uyku şarkısı söylüyorsun?" Dere nazikçe köpürmüş, suyun yüzeyinde minik halkalar oluşturmuş, "Elbette minik kız," demiş, "ben de tüm canlıları dinlendiririm. Dinle bak, bu şarkı sana içten bir huzur verir, kaygılarını alıp götürür." Elif derenin o dingin sesini dinlemiş, kalbi yavaş yavaş, suyun akışıyla birlikte sakinleşmeye başlamış. Ama aradığı Uyku Kuşu'nu hâlâ bulamamış, merakı azalmamış.

Bilge Baykuşla Sohbet

Elif, ormanın gittikçe daha da derinleşen, adeta kendi içinde yaşayan bir labirent gibi uzanan patikalarında yürümeye devam etmiş. Güneş yavaş yavaş batmaya başlamış, gökyüzü, morun en güzel tonlarıyla turuncuya, sonra da pembenin en tatlı rengine boyanmış. Ağaçların gölgeleri uzamış, her yer tatlı bir alacakaranlığa bürünmüş. Yıldızlar teker teker, utangaçça ama bir o kadar da parlak bir şekilde gökyüzünde belirmiş, Elif'e uzaktan, nazikçe göz kırpmışlar. Tam o sırada, yaşlı, bilge bakışlı bir baykuş, heybetli bir çam ağacının en kalın dalında belirmiş. "Hoo hooo," diye seslenmiş baykuş, sesi ormanın derinliklerinde yankılanmış, "Nereye böyle aceleyle minik yolcu? Bu vakitte ormanda ne ararsın?" Elif, baykuşun sakin sesini duyunca ona doğru dönmüş, yaşadığı telaşı ve arayışını bir bir anlatmış. "Uyku Kuşu'nu arıyorum bilge baykuş," demiş, "bir türlü gelmeyen uykumu bulmak için buradayım." Baykuş hafifçe gülümsemiş, gümüş rengi tüylerini düzeltmiş, "Uykuyu kovalamakla bulamazsın minik Elif," demiş, "uykuyu çağırman gerekir. Gözlerini aç ve etrafına bak, tüm orman sana ninni söylüyor zaten."

Elif, bilge baykuşun sözleriyle durmuş, etrafına dikkatle bakmış. Ağaçlar usul usul, sanki bir dans eder gibi sallanırmış, rengarenk çiçekler yavaşça yapraklarını kapatırmış, kuşlar yuvalarına çekilmiş, cıvıltıları yerini tatlı bir sessizliğe bırakmış. Her yer derin bir huzura bürünmüş, sakinleşmiş. Elif, kocaman, kadife gibi yumuşak bir ağacın dibine oturmuş, sırtını gövdesine dayamış, gözlerini usulca kapatmış. Rüzgarın nazik fısıltısını, derenin dingin şarkısını, yaprakların hışırtısını, hatta minik böceklerin ayak seslerini bile duymuş. Sanki tüm orman, her bir yaprağı, her bir taşı, her bir canlısıyla tek bir ağızdan, dünyanın en tatlı ninnisini söylermiş. Kalbi yavaşlamış, zihni sakinleşmiş, göz kapakları ağırlaşmış, ağırlaşmış. Uyku Kuşu'nu ararken, aslında tüm ormanın ta kendisinin bir Uyku Kuşu'na dönüştüğünü anlamış. Elif, ormanın o huzur veren, sihirli kollarına bırakmış kendini ve tatlı, derin bir uykuya dalmış.

Ormanın Kollarında Uyku

Sabah olunca, Elif kuşların neşeli şarkılarıyla, güneşin yüzünü okşayan sıcaklığıyla uyanmış. Kendini hiç bu kadar dinlenmiş, bu kadar zinde hissetmemiş. Gülümsemiş. Sessiz Uyku Ormanı'nın sırrını artık biliyormuş. Uyku, peşinden koşulacak, zorla bulunacak bir şey değilmiş. Kalbini dinleyip, zihnini sakinleştirip, kendini doğanın o eşsiz ritmine bıraktığında, kendiliğinden gelen, dünyanın en güzel armağanıymış. O günden sonra Elif, yatağına yattığında, gözlerini kapatır, rüzgarın nazik fısıltısını, derenin dingin şarkısını ve ormanın o eşsiz huzurunu hayal eder, kolayca, mışıl mışıl uykuya dalarmış. Ve işte bu da böylece, küçücük bir kızın kalbinden geçen, her dinleyenin uykusunu getiren sıcacık bir masal olup gitmiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Keloğlan ve Merhamet

Keloğlan ve Merhamet

Keloğlan'ın merhamet dolu hikayesi. Aç bir köpekle yiyeceğini paylaşan Keloğlan'ın iyiliğinin nasıl ödüllendirildiğini anlatan sıcak bir masal.