Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalabalık şehirlerden uzakta, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş, güneşi bol, suyu bol, şirin bir köyde Can adında bir çocuk yaşarmış. Can, küçücük bedeniyle kocaman bir yüreğe sahipmiş. Sabahları horoz öterken uyanır, güneşin ilk ışıklarıyla bahçeye koşarmış. O bahçede her çiçeği tanır, her ağacın dilinden anlarmış adeta. Yapraklar ona fısıldar, mis kokulu toprak masallar anlatırmış. Minik elleriyle toprağı okşar, topraktan gelen o eşsiz kokuyu içine çeker, içindeki tarifsiz huzurla dolup taşarmış.
Can’ın en büyük hayali, kendi elleriyle büyüttüğü, rengârenk çiçeklerle, mis kokulu otlarla dolu bir bahçeye sahip olmakmış. Bir gün, köyün pazarından aldığı rengârenk çiçek tohumlarını avucunda tutmuş, onlara hayallerini anlatmış. "Sizler benim en güzel çiçeklerim olacaksınız," demiş, sonra da bahçenin en güneşli köşesini seçmiş. Toprağı nazikçe kazmış, minicik tohumları toprağın sıcak koynuna, adeta bir beşiğe bırakmış. Her gün büyük bir hevesle bahçesine koşar, minik fideler için şarkılar söylermiş. Pınardan getirdiği berrak suları özenle döker, toprağı havalandırır, her tohumun yüzüne ayrı ayrı bakarmış. Ama günler geçmiş, haftalar geçmiş, topraktan hiçbir şey bitmemiş. Can’ın minik yüreği burkulmuş, gözlerinde hüzün belirmiş. "Acaba ben yanlış bir şey mi yaptım?" diye düşünmüş, minik omuzları düşmüş.

Can, bahçesinin başında oturmuş, üzgün üzgün tohumlarının toprağın altında ne yaptığını düşünmüş. Kuşlar bile onun bu hüznüne ortak olmuş, cıvıltıları bir an kesilmiş gibiymiş. O sırada bahçenin yanından geçen köyün bilge ninesi Ayşe Teyze, elindeki sepeti yere bırakmış, Can’ın omuzuna şefkatle dokunmuş. Yüzündeki derin çizgiler her biri bir hikaye anlatan Ayşe Teyze, "Ne oldu minik bahçıvanım, neden bu kadar üzgünsün?" diye sormuş. Can, "Tohumlarım büyümüyor Ayşe Teyze, sanki beni sevmiyorlar, toprağın altında uyumaya devam ediyorlar," diye cevap vermiş, sesi titrek çıkmış. Ayşe Teyze şefkatle gülümsemiş. "Ah Can'ım," demiş, "Her güzel şeyin bir zamanı vardır. Tohumlar da böyledir. Onlar toprağın altında sabırla bekler, güneşin sıcaklığını, yağmurun bereketini, suyun şifasını hisseder, sonra yavaş yavaş uyanır. Tıpkı bir bebek gibi, doğmak için doğru zamanı beklerler. Onlara sevgiyle bakmaya devam et, sabırla bekle. Toprak da sabrı sever, sevgiyle sulanan her tohum mutlaka karşılığını verir."

Ayşe Teyze’nin sözleri Can’ın yüreğine su serpmiş, içindeki umut çiçeği yeniden filizlenmiş. O günden sonra Can, bahçesine daha bir özenle bakmaya başlamış. Artık acele etmiyor, her sabah toprağı okşuyor, tohumlarına masallar anlatıyor, her birini ayrı ayrı seviyormuş. Güneş her sabah bahçeye gülücükler saçıyor, yaprakların üzerine pırıltılar konduruyormuş. Rüzgar dalları usulca sallayarak ninni söylüyor, toprağın derinliklerine doğru tatlı esintiler gönderiyormuş. Derenin şırıltısı da sanki tohumlara şarkılar fısıldıyor, onlara güç veriyormuş. Can, her gün sabırla beklemiş, umudunu hiç yitirmemiş. Ve bir sabah, güneşin ilk ışıklarıyla bahçesine koştuğunda, gözlerine inanamamış. Minik minik yeşil filizler, toprağın o kara örtüsünü delerek yeryüzüne başlarını uzatmış, Can’a selam veriyormuş. Her biri bir umut ışığı gibi parlıyormuş.

Can’ın sevinci tüm köye yayılmış. Günler geçtikçe bahçesindeki o minicik filizler büyümüş, güçlenmiş. Sonra rengârenk tomurcuklar belirmiş ve nihayet yemyeşil yaprakların arasından kırmızı güller, mor sümbüller, sarı papatyalar, bembeyaz yaseminler açmış. Can’ın bahçesi köyün en güzel, en neşeli yeri olmuş. Mis gibi kokusuyla tüm köyü sarmış. Arılar vızıldayarak çiçeklerin balını toplamış, kelebekler renkli kanatlarıyla dans etmiş, bülbüller en güzel şarkılarını bu bahçede söylemiş. Can, her çiçeğe baktığında Ayşe Teyze’nin bilge sözlerini hatırlamış: "Sabır ve sevgiyle bakılan her şey güzelleşir." O günden sonra Can, sadece bahçesini değil, hayatındaki her şeyi sabır ve sevgiyle karşılamış. Kalbi her zaman çiçekler kadar güzel, bahçesi kadar bereketli olmuş. Bu da böylece bitivermiş, tatlı mı tatlı, sevgi ve sabırla dolu bir masalmış.