Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak diyarların en kuytu köşelerinden birinde Neşesizköy adında bir köy varmış. Bu köyün insanları, neşeyi unutuvermiş, kahkahayı yitirmişlermiş. Sabah güneş pırıl pırıl doğar, kuşlar cıvıl cıvıl ötermiş ama köyün sokaklarında neşeli bir ses, şen bir kahkaha duyulmazmış. Herkesin yüzü asık, yüreği hüzünlüymüş. Rüzgar bile ninni fısıldar gibi değil, sanki hüzünlü şarkılar söylermiş dallara. Dere coşkuyla akmak yerine, usulca, neredeyse fısıltıyla yolunu bulurmuş taşların arasından. Yıldızlar geceleyin göz kırpmak yerine, sanki uzaklardan bir acıya ortak olur gibi, sönük sönük bakışırlarmış. Köyün her köşesinde bir sessizlik, bir durgunluk hüküm sürermiş.
Bu köye bir gün, uzak diyarlardan, tozlu yolları aşa aşa, rengarenk giysileriyle, kocaman kırmızı burnuyla, her daim gülen yüzlü bir palyaço gelmiş. Adı Şenlik'miş. Şenlik, köyün ahşap kapısından içeri adımını atar atmaz bu hüzünlü havayı, bu sessizliği hemen hissetmiş. "Aman Allah'ım!" demiş içinden, şaşkınlıkla. "Bu güzelim köy neden böyle solgun, neden böyle sessiz? Sanki bulutlar bile gülmeyi unutmuş!" Gözleri ışıl ışıl parlar, kalbi sevgiyle dolup taşarmış. Hemen kararını vermiş: Bu köye kahkahayı, o pırıl pırıl neşeyi geri getirecekmiş.

Şenlik palyaço, hemen işe koyulmuş. Köy meydanında, eski bir dut ağacının altında, taklalar atmış, rengarenk toplarıyla havada dans eder gibi hokkabazlıklar yapmış, komik suratlar takınmış. Bazen kendi kendine takılıp yere düşmüş, bazen hayali bir ip üstünde yürümeye çalışıp tökezlemiş. Köyün çocukları, büyükleri, tarladan dönen yorgun köylüler toplanmışlar etrafına. Şenlik, her bir hareketiyle, her bir şakasıyla onları güldürmeye çalışmış. O kadar çok çaba harcamış ki, alnından terler damla damla süzülmüş, yanaklarındaki boyalar akmaya başlamış. Ama ne fayda! Köylüler, sadece şaşkın şaşkın, boş gözlerle bakmışlar. Kimse ne bir gülümseme bahşetmiş ne de küçücük bir kahkaha atmış. Sanki kahkaha diye bir kelimeyi hiç duymamışlar, onun ne anlama geldiğini unutmuşlar gibiymiş.
Şenlik'in o neşeli, gülen yüzü yavaş yavaş solmuş. Hayatı boyunca gittiği her yerde herkesi güldürmüş, bu köyde neden başarılı olamamış? "Belki de ben artık komik değilim," diye düşünmüş içinden, sesi bile hüzünlü çıkmış. Köy meydanının köşesinde, üzeri yosun tutmuş bir taşa oturmuş, başını ellerinin arasına almış. Dere, o gün bile şarkı söylemiyormuş. Ağaçlar yapraklarını sallayıp "Üzülme, daha var yolu" der gibi fısıldamamışlar. Şenlik, kalbinin derinliklerinde bir sızı hissetmiş. Anlamış ki, kahkaha böyle zorla olmazmış. "Gerçek kahkaha," diye mırıldanmış kendi kendine, "yürekten gelirmiş, zorla söktürülemezmiş."

O gün, Şenlik palyaço farklı bir yol denemeye karar vermiş. Artık taklalar atmamış, hokkabazlık yapmamış. Bunun yerine, köyde dolaşmaya başlamış. Gözlemlemiş, dinlemiş. Bir gün, bir çocuğun toprağa ektiği minicik fasulye filizinin nasıl hızla boy attığını, güneşin onu nasıl sevgiyle okşadığını göstermiş, çocuk şaşkınlıkla kıkırdamış. Başka bir gün, yaşlı bir teyzenin bahçesindeki kedinin kelebekleri kovalarken nasıl komik düştüğünü, patilerinin havada nasıl çırpındığını anlatmış, teyze şefkatle gülümsememiş. Pencerelerden içeri süzülen altın rengi güneş ışığının, eski ahşap zemindeki tozları nasıl dans ettirdiğini, her bir toz zerresinin ayrı bir hikaye anlattığını söylemiş, bir adamın yüzünde yıllardır görülmeyen bir tebessüm belirmiş. Şenlik, onlara hayatın içindeki küçük, sıradan neşeleri, fark etmedikleri güzellikleri ve şaşırtıcı anları göstermiş. "Bakın!" demiş, "Güneşin doğuşu bile bir kahkaha saklar içinde. Rüzgarın hışırtısı, bir fıkra anlatır gibiymiş. Her çiçeğin açışı bir kutlamaymış aslında!"
Yavaş yavaş, Neşesizköy'ün insanlarının yüzleri değişmeye başlamış. Önce minik gülümsemeler, sonra kıkırdamalar, sonra da içten, coşkulu kahkahalar duyulmuş köyün her köşesinde. Çocuklar neşeyle koşuşur, anneler mutfaklarında şarkı mırıldanırmış. Dere yeniden şırıl şırıl şarkılar söylemeye başlamış, balıklar bile sanki daha neşeli yüzermiş. Yıldızlar geceleyin coşkuyla göz kırpmış, sanki gökyüzü de köyün neşesine ortak olmuş. Köyün her köşesinde neşe rüzgarları esmiş, hüzün bulutları dağılıp gitmiş. Şenlik palyaço, onlara gülmeyi öğretmemiş, sadece içlerindeki, derinlerde saklı kalmış neşeyi hatırlatmış. Çünkü gerçek kahkaha, insanın kendi içindeki güzellikleri fark etmesiyle, yaşamın her anında gizli olan o küçük mucizeleri görmesiyle ortaya çıkarmış.

Şenlik palyaço bir sabah, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte köyden ayrılmaya karar vermiş. Arkasında kahkahalarla dolu, neşeyle cıvıldayan bir köy bırakmış. Köylüler onu uğurlarken, hepsi gülümsemiş, bazıları neşeyle el sallamış, bazıları gözlerinde minnetle bakmış. Şenlik, uzaklaşırken kalbinde tatlı bir huzur hissetmiş. Gittiği her yere bu değerli dersi götürmüş: En değerli kahkaha, yüreğin kendiliğinden fışkıran neşesiyle, hayatın her anında saklı olan güzellikleri fark etmeyle ortaya çıkarmış. İşte bu da böylece, bir zamanlar neşeyi unutan bir köyün, gülmeyi yeniden öğrenişinin, yüreklere dokunan sıcacık bir masalıymış.