Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin eteklerinde kurulmuş, şirin mi şirin bir köyde, adı Elif olan minik bir kız yaşarmış. Elif'in yanakları al al, gözleri pırıl pırılmış. Gündüzleri köyün çayırlarında rengarenk kelebeklerin peşinden koşar, kuşlarla neşeli şarkılar söyler, tahta salıncakta gökyüzüne doğru sallanırmış. Oyunlar oynar, kahkahalar atarmış. Ama gel gör ki, akşam olup da yatağına girince, uykusu bir türlü gelmek bilmezmiş. Gözlerini kapatır, dakikalarca bekler, ama uyku perisi ona uğramazmış. Yatağında bir sağa bir sola döner, pencereden dışarıdaki ay dedeyi seyre dalarmış.

Bir akşamüstü, yine güneş batmış, yıldızlar tek tek gökyüzünde belirmiş. Ay dede, gümüş tepsi gibi parlıyormuş. Elif, yatağında yine uykusuzmuş. Pencereden dışarı bakmış, derin bir iç çekmiş. “Keşke uyku perisi beni de ziyaret etse,” diye mırıldanmış. Tam o sırada, odasının penceresinden tatlı mı tatlı, insanın ruhunu okşayan bir melodi gelmiş kulağına. Sanki uzak diyarlardan, pamuk bulutların arasından süzülerek gelen bir ninni gibiymiş bu ses. Elif merakla yerinden doğrulmuş, pencereye doğru ilerlemiş, bakmış ki ne görsün? Bahçede, rengarenk açmış gece çiçeklerinin arasında, gümüş renginde, buharsız, tıkırtısız, sessiz mi sessiz, sihirli bir tren duruyormuş. Vagonları yumuşacık yataklarla doluymuş, her bir penceresinden loş ve huzurlu bir ışık süzülüyormuş.

Elif'in Penceresinden Gelen Sihirli Tren

Elif şaşkınlıkla, gözlerini kırpmadan bakmış bu gizemli trene. Trenin kapısı gıcırdayarak değil, tatlı bir fısıltıyla yavaşça açılmış. İçeriden bembeyaz sakallı, ak saçlı, güler yüzlü, nur yüzlü bir dede inmiş. Üzerinde yıldız işlemeli, uzun, mavi bir cüppe varmış. Dede, Elif'e doğru yavaşça yürümüş, gözlerinin içi gülerek fısıldamış: “Merhaba güzel kızım, ben Uyku Treni'nin makinistiyim. Görüyorum ki uykun gelmiyormuş, değil mi? Gel bakalım, seni rüyalar diyarına doğru, sessiz bir yolculuğa çıkaralım.” Elif, dedenin o şefkatli, güven veren sesine inanmış, hiç tereddüt etmeden minik elini uzatmış. Dede, Elif'in minik elini nazikçe tutmuş, onu trene doğru götürmüş ve yumuşacık bir vagona yerleştirmiş. Elif, pencere kenarına oturmuş, etrafına bakmış. Her yer pırıl pırıl, sıcacık ve huzurluymuş. Tren sessizce hareket etmeye başlamış.

İlk önce köyün bahçelerinden geçmişler. Gece çiçekleri hafifçe sallanıyor, mışıl mışıl uyuyormuş. Yapraklar bile uyumuş gibi, kıpırtısızmış. Sonra köyün üzerinden süzülmüşler. Köy evlerinin pencereleri loş ışıklarla parlıyor, herkes derin uykudaymış. Rüzgar hafifçe esmiş, pencerelere tatlı tatlı ninni fısıldamış. Elif, trenin penceresinden dışarı bakarken, içini tarifsiz bir huzur kaplamış. “Tren neden bu kadar sessiz, dedecim?” diye sormuş merakla. Dede gülümsemiş, Elif'in saçlarını okşamış: “Çünkü bu, Sessiz Uyku Treni'dir kızım. O, kimseyi uyandırmaz, tıkırtı yapmaz. Sadece uykusu gelmeyen minik kalpleri rüyalar diyarına taşır. Sessizliğiyle huzur verir, güzel rüyalara hazırlar.”

Uyku Treniyle Rüyalar Diyarına Yolculuk

Tren yükselmiş, bulutların arasına girmiş. Bulutlar pamuk şeker gibiymiş, yumuşacık ve bembeyaz. Dokunsan eriyip gidecekmiş sanki. Yıldızlar onlara daha yakınmış şimdi, pırıl pırıl parlıyor, Elif'e göz kırpıyormuş. Ay dede, trenin önünde büyük bir fener gibi onlara yol gösteriyormuş adeta. Aşağıda dereler şırıl şırıl şarkı söylüyormuş uyuyan ormanlara, ağaçlar hafifçe sallanarak onlara veda ediyormuş. Elif'in göz kapakları ağırlaşmaya başlamış. Trenin yumuşacık süzülüşü, dedenin o içten ve şefkatli ses tonuyla anlattığı masallar, etrafındaki bu eşsiz huzur onu sarmış sarmalamış. İçinde biriken tüm yorgunluk, tüm endişe yavaş yavaş uzaklaşmış. Kendini güvende ve sıcak hissetmiş.

Dede, Elif'in başını bir kez daha okşamış ve demiş: “Bak kızım, dünya uyurken ne kadar da güzelmiş, değil mi? Her şey dinlenir, yenilenir, sabaha taptaze uyanır. Sen de şimdi dinlen, güzel rüyalar gör. Unutma, uyku bedenimize ve ruhumuza iyi gelir. Dinlenince daha güçlü, daha neşeli olursun.” Elif, dedenin sıcak elinin dokunuşuyla, gözlerini yavaşça kapatmış. Rüyalar diyarına doğru, Sessiz Uyku Treni'nde mışıl mışıl uyumuş. Uykusunda rengarenk kelebeklerle oynamış, pamuk şekerden bulutlara binmiş, en sevdiği oyuncaklarıyla maceralara atılmış. İçinde hiç korku, hiç endişe yokmuş. Sadece huzur ve neşe varmış.

Sessiz Tren'de Huzurlu Bir Uyku

Sabah olmuş. Güneşin ilk ışıkları Elif'in odasına sızmış, perdelerin arasından usulca içeri girmiş. Elif gözlerini açmış, uyanmış. Yatağında bir süre öylece uzanmış, dün geceki rüyasını hatırlamaya çalışmış. Penceresinden dışarı bakmış. Bahçede tren yokmuş. Ama Elif'in içi o kadar huzurlu, o kadar dinlenmişmiş ki! Yüzünde tatlı bir gülümseme belirmiş. Yataktan kalkmış, pencereye koşmuş. Kuşlar cıvıl cıvıl şarkı söylüyor, çiçekler mis gibi kokuyormuş. Elif anlamış ki, Sessiz Uyku Treni onu rüyalar diyarına götürmüş ve taptaze bir şekilde geri getirmiş. O günden sonra Elif, uyku zamanı gelince yatağına huzurla yatmış, gözlerini kapattığında Sessiz Uyku Treni'nin onu her zaman rüyalar diyarına taşıyacağını bilerek mışıl mışıl uyumuş. İşte bu da böylece, herkese huzur veren tatlı mı tatlı bir uyku masalıymış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Roketle Uzaya Giden Çocuk

Roketle Uzaya Giden Çocuk

Yıldızlara sevdalı Can'ın kendi yaptığı roketle uzaya yaptığı büyülü yolculuğu anlatan sıcacık bir Türk masalı. Hayallerin ve keşiflerin önemini keşfet.