Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin eteklerinde, deresi şırıl şırıl akan, rüzgarı tatlı tatlı esen şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde Elif adında, saçları güneş gibi parlayan, gözleri masmavi gökyüzü kadar berrak, yüreği ise pınar suyu gibi dupduru bir kız yaşarmış. Elif, tabiatın her köşesini sever, çiçeği, böceği, ağacı, taşı kendi can yoldaşı bilirmiş. Her sabah erkenden kalkar, köyün yamacındaki papatya tarlalarına koşarmış. Papatyalar ona göz kırpar, narin dallarını sallayarak "Hoş geldin!" der gibi selamlarmış.

Bir gün Elif, yine papatyalarla konuşup dereyle şarkılar söylerken, adımları onu daha önce hiç gitmediği, sık çalıların ardına saklanmış küçük bir açıklığa götürmüş. Orada, kurumuş bir ağacın gövdesinde, solgun yaprakları ve bükük bir sapıyla, neredeyse görünmez küçücük bir çiçek duruyormuş. Çiçek o kadar yalnız ve mutsuz görünüyormuş ki, Elif'in yüreği burkulmuş. "Ah, benim güzel çiçeğim," demiş Elif, "seni kimler unutmuş buralarda?"

Elif, hemen koşup dere kenarından avucuna su doldurmuş, çiçeğin toprağını yavaşça ıslatmış. Sonra güneşin kavurucu ışıklarından korumak için üzerine büyük bir yaprak germiş. Günlerce gelip çiçeği sulamış, onunla tatlı tatlı konuşmuş. Rüzgar Elif'in fısıltılarını çiçeğe taşımış, yıldızlar geceleri çiçeğe umut ışıkları yakmış. Çok geçmeden, o solgun çiçek canlanmaya başlamış. Yaprakları yeşermiş, sapı dikleşmiş ve minicik, pırıl pırıl bir tomurcuk belirmiş ucunda.

Elif ve Yalnız Çiçek

Elif, çiçeğin canlandığını görünce sevinçten havalara uçmuş. Her gün çiçeğin başucuna oturur, onunla hayallerini paylaşırmış. Bir sabah, çiçeğin tomurcuğu usulca açmış ve içinden, Elif'in daha önce hiç görmediği güzellikte, mor ve pembe renklerde, etrafa mis gibi kokular saçan, küçücük bir çiçek ortaya çıkmış. Ama bu sıradan bir çiçek değilmiş. Çiçeğin tam ortasında, minicik kanatları olan, pırıl pırıl parlayan, ipek saçlı bir peri kızı oturuyormuş! Peri kızı, Elif'e gülümsemiş, "Teşekkür ederim, Elif," demiş, sesi rüzgarın fısıltısı kadar narinmiş. "Senin iyiliğin beni bu solgun çiçeğin içindeki uykumdan uyandırdı."

Elif şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi olmuş. Peri kızı, Elif'in şefkatli elleri sayesinde yeniden doğduğunu, çiçeğin aslında onun yuvası olduğunu anlatmış. "Dünyada iyilik tohumları eken herkesin kalbinde bir peri masalı yaşar," demiş peri, "senin kalbin de iyilikle dolup taşıyor." Peri kızı, Elif'e minnetle bakmış ve ona, her zaman kalbinin sesini dinlemesini, etrafındaki güzellikleri fark etmesini ve asla umudunu kaybetmemesini söylemiş. "Çünkü," demiş, "en küçük iyilik bile en büyük mucizeleri yaratabilir."

Peri Kızıyla Tanışma

Peri kızı, Elif'le uzun uzun sohbet etmiş. Ona ormanın sırlarını, kuşların dilini, suyun şarkısını öğretmiş. Elif, peri kızından öğrendikleriyle dünyaya daha farklı bakmaya başlamış. Artık sadece papatyalarla değil, her ağaçla, her taşla, hatta her rüzgar esintisiyle konuşur olmuş. Kalbi iyilikle o kadar dolmuş ki, etrafındaki her şeye ışık saçarmış. Köydeki herkes Elif'in ne kadar neşeli ve yardımsever olduğunu görmüş. O, küçük bir iyiliğin ne kadar büyük mutluluklar getirebileceğinin canlı bir örneği olmuş.

Bir gün peri kızı, Elif'e veda etmiş. "Sana elveda demiyorum, Elif," demiş, "çünkü ben her zaman senin kalbinde, yaptığın her iyilikte var olacağım." Sonra küçücük kanatlarını çırparak, gökyüzüne doğru yükselmiş ve güneşin ışıkları arasında gözden kaybolmuş. Elif hiç üzülmemiş, çünkü biliyormuş ki peri kızı haklıymış. İyilik, tıpkı büyülü bir tohum gibiymiş; nereye ekersen, orada yeşerirmiş.

Perinin Vedası

Elif büyümüş, serpilmiş. Ama o peri masalını hiç unutmamış. Her zaman kalbindeki iyilik perisinin ışığını takip etmiş. Kendi çocuklarına, torunlarına hep o küçük çiçeğin ve iyilik perisinin hikayesini anlatmış. Onlara demiş ki, "Unutmayın, her birimizin kalbinde bir peri masalı gizlidir. Onu uyandırmak için tek gereken, küçücük bir iyilik tohumu ekmektir." İşte bu da böylece, iyilikle yeşeren bir peri masalıymış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Nasreddin Hoca ve Gül

Nasreddin Hoca ve Gül

Nasreddin Hoca'nın bahçesindeki mis kokulu gül ve küçük Can'ın hikayesi. Paylaşmanın ve güzellikleri olduğu gibi sevmenin değerini anlatan sıcak bir Türk masalı.