Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken… Anadolu'nun şirin mi şirin bir köyünde, yemyeşil ağaçların gölgesinde, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle uyanan bir diyarda, Nasreddin Hoca yaşarmış. Rüzgar tarlalarda ninni fısıldar, dere şırıl şırıl şarkılar söylermiş. Güneş her sabah pencerelerden içeri süzülür, insanlara umut dağıtırmış.

Bir gün köyün meydanında, iki komşu hararetli hararetli tartışıyormuş. Sesleri ta uzaklardan duyulurmuş. Biri, diğerinin bahçesine düşen elmalar yüzünden kavga ediyormuş. 'Benim ağacım, benim elmam!' dermiş öfkeli komşu. Diğeri de 'Ama benim bahçeme düştü, o zaman benimdir!' diye itiraz edermiş. Köylüler toplanmış, kim haklı kim haksız bir türlü karar verememişler. Kafaları iyice karışmış, kimse çözümü bulamamış.

Köy Meydanında Tartışma

Tam o sırada, sırtında cübbesi, başında sarığıyla Nasreddin Hoca çıkagelmiş. Yüzünde bilgece bir gülümseme, gözlerinde yaramaz bir ışık varmış. Yürürken, Hoca'nın her adımına kuşlar neşeyle eşlik edermiş. Köylüler hemen etrafını sarmışlar, durumu bir bir anlatmışlar. Hoca, onları sessizce dinlemiş, başını sallamış, düşünceli düşünceli bıyıklarını sıvazlamış. Sonra derin bir nefes almış ve 'Vay canına, ne büyük bir mesele!' demiş. 'Geldiğiniz yere geri dönün, herkes kendi bahçesine baksın.' Köylüler şaşkınlıkla birbirine bakmış, Hoca'nın bu sözlerine bir anlam verememişler.

Hoca'nın Bilgece Çözümü

Hoca, gülümseyerek eklemiş: 'Ama bir şartım var. Ağaç sahibi, komşusunun bahçesine düşen elmaları toplarken, bahçe sahibi de kendi bahçesinden ağaç sahibine yardım edecek.' İki komşu önce birbirine bakmış, sonra Hoca'ya dönmüşler. Hoca gülümsermiş. 'Nasıl olacak bu?' diye sormuşlar merakla. Hoca açıklamış: 'Ağaç sahibi, komşunun bahçesindeki elmaları toplarken, bahçe sahibi ona bir sepet verecek. Ağaç sahibi, topladığı elmaları sepete koyacak. Ama sepet dolduğunda, bahçe sahibi sepeti alacak ve kendi evine götürecek. Ağaç sahibi de kendi ağacından düşen elmaları kendi bahçesine toplayacak. Böylece kimse boş kalmayacak, kimsenin emeği boşa gitmeyecek.' Köylüler önce anlamamış. Sonra Hoca'nın sözlerindeki derin anlamı fark ettiklerinde, yavaş yavaş gülüşmeler başlamış. Ne kadar da akıllıca bir çözüm buymuş!

Paylaşan Komşular

Hoca devam etmiş: 'Aslında elmaların hepsi toprağın, ağacın ve emeğin ürünü. Paylaşmak en güzelidir. Bir elmanın bir dalda durması, sadece onun kaderi değil, aynı zamanda size bir ders vermek içindir. Paylaşmayı bilen, her zaman kazanır.' İki komşu birbirine bakmış, utanmışlar. Hoca'nın sözleri gönüllerine su serpmiş. O günden sonra o köyde kimse bir daha küçük şeylerden kavga etmemiş. Komşular birbirlerine ikramlarda bulunmuş, elmalarını, üzümlerini paylaşmışlar. Güneş batarken, yıldızlar gökyüzünde ışıl ışıl parlar, ay dede hepsine gülümser, tatlı rüyalar fısıldarmış. İşte bu da Nasreddin Hoca'nın bilgece bir akıl oyunuymuş, dilden dile dolaşan güzel bir masaldı.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Uykuya Giden Tren

Uykuya Giden Tren

Minik Elif'in uykusu gelmeyince ninesi ona sihirli Uykuya Giden Tren'i anlatır. Bu sıcak ve huzurlu masalla çocuklarınız tatlı rüyalara dalacak.