Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların en içten köşesinde, güneşin her sabah öpücükler kondurduğu, pırıl pırıl parlayan, şırıl şırıl akan bir dere akarmış. Bu derenin suları o kadar berrakmış ki, içindeki her çakıl taşı, her yosun parçası pırıl pırıl görünür, sanki dere, kıyısındaki rengarenk çiçeklere tatlı tatlı ninni söyleyerek onları uyutur, uyanıkken de neşeyle şarkılarını fısıldarmış.
İşte bu neşeli derede, diğer balıklardan biraz farklı, minicik, tombul ve pek de uslu duramayan bir balık yaşarmış. Adı Kıpırcık'mış onun. Kıpırcık, diğer balıklar gibi zarifçe süzülmeyi, suyun içinde bir tüy gibi süzülmeyi beceremezmiş pek. Yüzerken sağa sola çarpar, kuyruğunu şaşkınlıkla, biraz da beceriksizce sallarmış. Sanki her an bir yerlere takılacakmış gibi durur, ama yine de pırıl pırıl parlayan gözlerinden ve kocaman gülümsemesinden neşesi bir an olsun eksik olmazmış. Onun bu hallerine, dere kenarındaki çimenlerin arasına saklanmış kurbağalar bile kıkır kıkır gülermiş. Hatta bazen, derenin üzerinde uçuşan yusufçuklar, Kıpırcık'ın komik hareketlerini görünce kanat çırpmayı unutup havada asılı kalırmış.

Bir gün, Kıpırcık derede neşeyle yüzerken, suyun dibinde parlayan, güneş ışınlarıyla dans eden pırıltılı taşları görmüş. Bu taşlar o kadar güzelmiş ki, Kıpırcık'ın minik kalbi sevinçle dolmuş. "Ah," demiş kendi kendine, minik balık ağzıyla suya baloncuklar çıkararak, "bu taşlar ne kadar da güzel! Hepsini toplayıp dere yatağını süsleyeyim de, arkadaşlarım bu güzellikleri görünce sevinçten havalara uçsunlar, şarkılar söylesinler!" Hemen işe koyulmuş. Kocaman, yuvarlak bir taşı ağzına almaya çalışırken, minik yüzgeçleri birbirine dolanmış, dengesini kaybetmiş ve hoop! Bir anda, koca taş yuvarlanıp başka bir taşa çarpmış. Çarpmış çarpmasına ama o küçücük bedeniyle koca taşı yerinden oynatmış, suyun dibindeki yosunları da havalandırmış. Sanki bütün dere bu komik ana tanıklık etmiş, kendi kendine gülmüş, suları şıpır şıpır sesler çıkararak Kıpırcık'ın etrafında oynamış. Diğer balıklar da bu duruma şaşkınlıkla karışık bir neşeyle bakmışlar. Kıpırcık'ın etrafında küçük bir toz bulutu oluşmuş, ama o yine de gülümsemeye devam etmiş.

Başka bir zaman, dere kenarında oynayan minik yengeçler ve pırpır kelebekler Kıpırcık'ı görmüş. "Kıpırcık, gel bizimle saklambaç oyna!" diye neşeyle seslenmişler. Kıpırcık'ın gözleri parlamış, sevinçle kabul etmiş. "Sayıyorum, saklanın çabuk!" demiş kocaman, yuvarlak gözlerini minik yüzgeçleriyle kapatmaya çalışarak. Diğer balıklar, yengeçler ve hatta küçük kurbağalar hemen yosunların arasına, taşların altına, sazlıkların gölgelerine saklanmışlar. Ama Kıpırcık saklanırken, bir o yana bir bu yana yalpalaya yalpalaya gitmiş, kocaman, parlak kuyruğunu oraya buraya çarpmış. Yosunlar sallanmış, küçük balıklar yerlerinden fırlamış, suyun yüzeyinde minik dalgalar oluşmuş. Sanki bütün dere "İşte burada, işte burada!" diye fısıldamış, rüzgar da yaprakları hışırtarak Kıpırcık'ın yerini ele vermiş. Kıpırcık saklandığı yeri bulamayıp, kendini gösterince, herkes kahkahalarla gülmüş. Kıpırcık da onlara katılmış, kahkahaları suyun yüzeyinde minik dalgalar oluşturmuş, sanki dere de onlarla birlikte gülüyormuş gibi coşmuş. Kıpırcık bazen, diğer balıklar gibi zarif olamadığı, her şeyi mükemmel yapamadığı için biraz üzülür, iç çekermiş. "Keşke ben de süzülebilsem, keşke ben de hata yapmasam," diye kendi kendine mırıldanırmış. Ama tam o anda, derenin en yaşlı ve en bilge sakinlerinden, tüylü yüzgeçleri ve nazik bakışlarıyla bilinen saz balığı Pofuduk Nine, Kıpırcık'ın yanına yavaşça yüzermiş.

"Evladım Kıpırcık," dermiş yumuşacık, fısıltı gibi bir sesiyle, "senin bu hallerin bize neşe verir, yüzümüzü güldürür. Herkesin aynı olması mı gerekir? Senin sakar hallerin, bizim durgun hayatımıza renk katar, neşeli kahkahalar getirir. Sen olduğun gibi güzelsin, olduğun gibi değerlisin, minik Kıpırcık. Unutma ki bazen en büyük hediyeler, en beklenmedik şekillerde gelir." Kıpırcık, Pofuduk Nine'nin bu bilgece sözleriyle içi ısınmış, kalbine su serpilmiş. Gözlerinin içi yeniden parlamış, kocaman bir gülümseme yayılmış yüzüne. Anlamış ki, önemli olan her şeyi mükemmel yapmak değil, kalpten gülümsemek, etrafa neşe saçmak ve kendini olduğu gibi kabul etmekmiş. Dere de bunu onaylar gibi şırıl şırıl akmış, üzerindeki güneş ışıkları Kıpırcık'ın parlayan pullarını okşamış, rüzgar tatlı bir melodi fısıldamış sazlıkların arasından. O günden sonra Kıpırcık, sakarlıklarına daha da çok gülmüş, etrafına neşe saçmaya devam etmiş. Artık kendini olduğu gibi seviyor, komik hallerini bir eksiklik değil, bir özellik olarak görüyormuş. Dere boyunca yankılanan kahkahaları, en mutsuz anlarda bile herkesin içini ısıtmış, yüzlere tebessüm kondurmuş. Kuşlar şarkılarını Kıpırcık'ın neşesine katmış, çiçekler daha bir canlı açmış. İşte bu da, yüreği kocaman, kendisi minicik, sakar ama bir o kadar da sevimli Kıpırcık balığın masalıymış. Bu masal da, kalbinizin köşesinde tatlı bir tebessüm bırakıversin, her daim gülümsemeniz için küçük bir sebep olsun.