Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, dağların ardında, derelerin kenarında yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanda, toprağın altında sıcacık bir yuvası olan bembeyaz, pofuduk bir tavşan yaşarmış. Adı Minnoş'muş. Minnoş çok sevimli, çok meraklı, ip gibi kulakları hep havada, minik pembe burnu hep kokular peşinde bir tavşanmış. Ama onun küçük bir derdi varmış, öyle bir dert ki, geceleri bir türlü uyuyamazmış. Diğer tüm hayvanlar, uykunun tatlı kollarına bırakırken kendilerini, Minnoş’un gözleri fal taşı gibi açık kalırmış. Ay dede gökyüzünden penceresine gülümsemiş, yıldızlar pırıl pırıl göz kırpmış ama Minnoş’un uykusu bir türlü gelmemiş. Yatağında bir sağa dönmüş, bir sola dönmüş, yorganını bir çekmiş, bir atmış, hiç fayda etmemiş. İçinde bir sıkıntı, bir huzursuzluk, bir yalnızlık varmış.

Bir gece yine uykusu gelmeyince, Minnoş yavaşça, kimseleri uyandırmadan yuvasından dışarı süzülmüş. Serin gece havası yüzüne okşamış, sanki "Hadi uyu artık" diye fısıldamış. Dere usul usul şırıldayarak, "Şşşşt, uyu Minnoş," diye şarkı söylüyormuş. Rüzgar fısıltılarla dalların arasından geçmiş, ağaç yapraklarını mırıldanarak sallamış, "Ninni Minnoş, ninni," demiş gibi gelmiş ona. Minnoş ormanda biraz yürümüş, adımları onu daha da ileriye taşımış. Etrafta uçuşan ateş böcekleri, minik fenerler gibi ona yol göstermişler. Derken, kocaman, bilge gözleriyle tanıdığı yaşlı bir baykuş görmüş, ulu bir çınar ağacının dalında oturmuş, uykuya dalmak üzereymiş, gözleri kapanıp açılıyormuş.

Minnoş ve Bilge Baykuş

Minnoş usulca baykuşun yanına sokulmuş. "İyi geceler bilge baykuş amca," demiş fısıltıyla, sesini duymasın diye. "Ben Minnoş. Bir türlü uyuyamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Herkes mışıl mışıl uyurken ben neden uyuyamıyorum?" Yaşlı baykuş gözlerini yavaşça aralamış, Minnoş'a şefkatle, anlayışla bakmış. "Ah benim küçük dostum," demiş yavaşça, sesi derin ve sakinmiş. "Uyku, gün boyu yorulmanın, koşup oynamanın, günün tadını çıkarmanın en güzel ödülüdür. Belki de sen yeterince yorulmamışsındır bugün?" Minnoş düşünmüş, kulaklarını eğmiş. Gerçekten de, gün içinde çok koşmuş, oynamış ama sanki içinde bir enerjinin hala kaldığını hissetmiş. Baykuş amca gözlerini tekrar kapatırken, son bir nasihat fısıldamış: "Dinle doğayı, o sana fısıldar uykunun sırrını. Ve unutma, yorulan beden, huzurla uyur."

Minnoş, bilge baykuşun sözlerini kalbine yazarak, ormanda dolaşmaya devam etmiş. Rüzgarın ninnisini daha dikkatli dinlemiş, her fısıltısında bir uyku daveti aramış. Derenin şarkısına kulak vermiş, suyun akışında bir sakinlik bulmaya çalışmış. Hatta yukarıda pırıl pırıl parlayan yıldızların her bir pırıltısından bir melodi çıkarmaya çalışmış, uyku getirecek bir şarkı belki de. Ama nafile! Uykusu gelmek bir yana, gözleri daha da açılmış, içinde bir heyecan dalgası dolaşıyormuş. Diğer tüm hayvanların yuvalarından gelen tatlı horultuları duymuş, hepsi öyle huzurluymuş ki. Sincaplar kozalakları arasında mışıl mışıl uyuyormuş, kuşlar yuvalarında anne kucaklarında gibi rıkır rıkır uyuyormuş. Herkes uyurken, Minnoş kendini yapayalnız, küçücük hissetmiş. Neden ben uyuyamıyorum diye hayıflanmış içinden.

Uykusuz Minnoşun Yalnızlığı

Minnoş biraz daha yürüyünce, annesinin her zaman dediği o tatlı sözler yankılanmış kulaklarında: "Yavrum, gün içinde ne kadar çok oynar, koşar, zıplar, neşe saçarsan, gece yatağına yattığında o kadar tatlı uyursun. Yorulmak, uyumanın en güzel ilacıdır." Minnoş o an anlamış. O gün yeterince koşup oynamadığını, belki de biraz tembellik ettiğini, enerjisini tam olarak harcamadığını hatırlamış. Sabah uyandığında, tüm gününü dolu dolu geçirmeye, her anını neşeyle doldurmaya karar vermiş. Koşacakmış yorulana dek, zıplayacakmış gökyüzüne değene dek, annesine taptaze pisi otu toplamada yardım edecekmiş, arkadaşlarıyla en zorlu saklambaç oyunlarını oynayacakmış. Güneş batana dek hiç durmadan hareket edecekmiş, ta ki yorgunluk tatlı bir battaniye gibi sarana dek.

Ertesi sabah Minnoş erkenden uyanmış, gözleri ışıl ışıl, içinde yeni bir umut varmış. Güneşin ilk sıcacık ışıkları ormanı aydınlatır aydınlatmaz, hemen yuvasından dışarı fırlamış. O gün hiç durmamış, ayakları bir an bile yere değmemiş sanki. Pırıl pırıl güneşin altında koşmuş, hoplamış, zıplamış, tüm enerjisini bir bir harcamış. Annesine taze yoncalar toplamada yardım etmiş, minik sepetini doldurana dek çalışmış. Arkadaşlarıyla en hızlı tavşan kim yarışları yapmış, ormanda kahkahalar yankılanmış. Akşam olduğunda, Minnoş'un kulakları biraz yorulmuş, patileri biraz ağrımış ama kalbi mutlulukla doluymuş. Yuvasına döndüğünde, yatağına uzanır uzanmaz, göz kapakları bir anda ağırlaşmış, sanki kurşun yelek giymiş gibi kapanıvermiş.

Minnoşun Tatlı Uykusu

Tatlı bir esneme ile gözlerini kapatmış Minnoş. Rüyalar alemine dalmış, rengarenk kelebeklerin peşinden koştuğu, kocaman havuç tarlalarında gezdiği rüyalar görmüş. O gece mışıl mışıl uyumuş, sabaha dek hiç uyanmamış, uykunun en derinini tatmış. Sabah uyandığında kendini dinlenmiş, zinde ve çok mutlu hissetmiş. O günden sonra Minnoş, günlerini hep neşeyle ve hareketli geçirmiş, geceleri de tatlı uykulara dalmış. Böylece Minnoş, uykunun sadece bedeni değil, ruhu da dinlendiren en güzel hediyelerden biri olduğunu anlamış. Bu da böylece bitmiş, kalpten kalbe ulaşan sıcacık bir masalmış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Kış Masalı

Kış Masalı

Elif'in kış masalı, karla kaplı köyünde hayvan dostlarına yaptığı iyiliklerle kalpleri ısıtıyor. Sevgi, paylaşım ve doğa sevgisiyle dolu, sıcacık bir hikaye.