Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir köyde, yemyeşil tepelerin ardında, minik Elif isminde şirin mi şirin bir kız yaşarmış. Elif’in gözleri ne kadar parlak, gönlü ne kadar şen olsa da, geceleri bazen uykusu bir türlü gelmezmiş. Yatağına uzanır, tavana bakarmış, yıldızlar bile sanki ona göz kırpmazmış o anlarda.
Bir gece yine uykusu kaçmış. Pencereden dışarı bakmış, ay dede gümüş rengi ışıklarını serpiştirmiş ama Elif’in göz kapakları bir araya gelmemiş. Ninesi Elif'in yanına gelmiş, yatağın kenarına oturmuş, pamuk elleriyle Elif'in saçlarını okşamış. "Kızım, neden uyumadın daha?" diye sormuş şefkatle. Elif de "Ninem, uykum bir türlü gelmiyor, gözlerim açılıp duruyor," demiş hüzünle.
Ninesi gülümsemiş. "Sen hiç Uykuya Giden Tren'i duydun mu?" diye fısıldamış. Elif merakla ninesine bakmış. "Uykuya Giden Tren mi? O da ne, ninem?" diye sormuş. Ninesi başlamış anlatmaya: "O tren, geceleri herkes uyurken, mışıl mışıl uyuyanların düşlerine doğru yol alırmış. Vagonları yumuşacık bulutlardan, tekerlekleri ay ışığından yapılmış. Düdüğü de rüzgarın ninni fısıltısı gibi çıkarmış sesini."

Elif'in gözleri parlamış. "Peki o trene nasıl binilir, ninem?" diye sormuş. Ninesi Elif'in alnına bir öpücük kondurmuş. "O trene binmek için önce gözlerini sımsıkı kapatman gerekirmiş. Sonra kalbinden bir dilek tutarsın, uykunun gelmesini dilersin. Tren, seni bir tüy gibi alır götürürmüş." Ninesi devam etmiş: "Tren önce Uyuyan Orman'dan geçermiş. Oradaki ağaçlar bile horul horul uyur, yaprakları hışırtıyla ninni söylermiş. Sonra Sakin Dere'nin yanından akıp gidermiş, suyun şırıltısı bile bir lullaby olurmuş yolculara."
Elif gözlerini kapatmış, ninesinin anlattıklarını hayal etmeye başlamış. Kendini o yumuşacık bulutlardan yapılmış vagonda hissetmiş. Rüzgarın ninnisini dinlemiş. Tren tıkır tıkır ilerlemiş, onu alıp götürmüş. Uyuyan Orman'ın derinliklerinde, her şey huzur içinde uyuyormuş. Kocaman meşe ağaçları gölgelerinde, küçük sincaplar yuvalarında, kuşlar dallarında mışıl mışıl uyumuş. Sakin Dere'nin kenarından geçerken, suyun nazikçe akışı, Elif'in içini iyice rahatlatmış.

Tren daha sonra Parlayan Yıldızlar Vadisi'ne varmış. Orada yıldızlar pırıl pırıl parlar, gökyüzüne inci taneleri gibi serpilmişlermiş. Her biri birer düş gibi, uyuyanlara ışık saçarmış. Trenin vagonları bu ışıkların arasından süzülürken, Elif'in içi huzurla dolmuş. Artık ne bir telaş varmış ne de bir endişe. Göz kapakları ağırlaşmış, kirpikleri birbirine değmiş. Ninesinin sesi uzaktan bir fısıltı gibi gelmiş kulağına: "Uykuya Giden Tren, seni düşler ülkesine götürüyor, güzel kızım..."
Elif'in minik bedeni yavaşça yatağın içine çökmüş. Derin bir nefes almış. Trenin son durağı, Düşler Diyarı'ymış. Orada her çocuk en güzel rüyaları görürmüş. Elif de şimdi o düşlerin kapısındaymış. Yüzünde tatlı bir gülümseme belirmiş. Sabah olunca, güneş ışıkları penceresinden içeri sızmış, Elif de uyanmış. Ninesine koşmuş, "Ninem, ninem! Uykuya Giden Tren'e bindim, ne güzel rüyalar gördüm!" demiş sevinçle. Ninesi de onun alnını öpmüş, "Ne mutlu sana, güzel kızım. Her gece o trene binebilirsin," demiş.

İşte bu masal da burada bitmiş. Elif her gece o trene binip düşler diyarına gitmiş, her sabah da dinlenmiş, mutlu uyanmış. Bu masal da burada bitsin, o tren de sizi düşler diyarına götürsün, uykunuz bol, rüyalarınız tatlı olsun.