Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, yemyeşil ağaçların gölgesinde, çatılarında leyleklerin yuva kurduğu şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde, adı Can olan, yanakları al al, gözleri pırıl pırıl, dünya güzeli bir çocuk yaşarmış. Can, akşamüstleri güneşi batarken, gökyüzünün binbir renge boyanmasını seyretmeye bayılırmış. Rüzgar fısıltılarla ninni söyler, dere şırıl şırıl şarkılar mırıldanırmış.
Bir akşamüzeri, güneş dağların ardına saklanmaya hazırlanırken, Can evlerinin bahçesinde koşuşturmuş. Annesi mutfaktan mis gibi yemek kokularını etrafa yaymış. Baba tarladan dönmüş, yorgun ama tebessümle eve girmiş. Anneanne, ocağın başında sıcacık çay demlemiş. Can, annesine yardım etmek için minik elleriyle masayı hazırlamış. Tabakları dikkatlice yerleştirmiş, kaşıkları, çatalları düzenlemiş. Her bir tabağın, her bir bardağın bir hikayesi varmış sanki, ailece bir araya gelmenin heyecanını taşırmış.

Can, pencereden dışarı bakmış. Yıldızlar gökyüzünde birer birer göz kırpmaya başlamış. Ay dede, bulutların arasından nazlı nazlı gülümsemiş. Bahçedeki çiçekler, hafifçe sallanarak geceye hazırlanırmış. Can’ın içi tatlı bir huzurla dolmuş. Tam o sırada babası yanına gelmiş, "Haydi bakalım Can'ım, akşam yemeği hazır, tüm aile seni bekliyor," demiş. Can, babasının elini sıkıca tutmuş, ikisi birlikte mutfağa doğru yürümüşler.
Sofra, anneannenin özenle yaptığı mercimek çorbası, annenin pişirdiği taptaze ekmekler ve babanın tarladan getirdiği sebzelerle donatılmış. Herkes masadaki yerini almış. Baba, yemeğe başlamadan önce "Allah'ım, bu güzel nimetler için sana şükürler olsun. Soframızdan bereketi, evimizden huzuru eksik etme," diye dua etmiş. Can, babasının sözlerini dikkatle dinlemiş, içinden kendi dualarını mırıldanmış.

Yemek boyunca herkes günün hikayelerini anlatmış. Baba tarladaki yeni filizlerden bahsetmiş, anne köy pazarındaki neşeli sohbetleri dile getirmiş, anneanne eski zamanlardan masallar anlatmış. Can ise okulda öğrendiği yeni bir tekerlemeyi söylemiş, herkes gülüşmüş. Kahkahalar, sıcak sözler sofrayı sarmalamış. Her lokma, sevgiyle pişirilmiş, her kelime, yürekten söylenmiş. Can, bu anların kıymetini küçücük kalbiyle hissetmiş. Anlamış ki, bir araya gelmek, paylaşmak, birbirini dinlemekmiş en güzel yemek.
Yemekler bitmiş, karınlar doymuş, yürekler neşeyle dolmuş. Annesinin ve anneannesinin yüzünde yorgunluktan çok, huzur ve mutluluk varmış. Baba, Can'ın saçlarını okşamış, "Bugün de soframız şenlendi sayende Can'ım," demiş. Can, bu sözlerle gururlanmış. O gece yatağına uzandığında, penceresinden içeri süzülen ay ışığı ona ninni söylemiş, yıldızlar fısıltılarla iyi geceler dilemiş. Can, gözlerini yumarken, ailesiyle geçirdiği bu güzel akşam yemeğinin sıcaklığını kalbinde taşımış.

İşte böylece, Can'ın ve ailesinin sofrasından sevgi hiç eksik olmamış, her akşam bir başka neşeyle dolmuş. Bu masal da burada bitmiş, ama ailelerin birlikteliği, sofraların bereketi sonsuzmuş.