Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, masmavi denizin kucakladığı şirin bir sahil köyünde, Deniz adında küçücük bir çocuk yaşarmış. Deniz'in gözleri denizin rengi gibi pırıl pırılmış, kalbi ise dalgalar gibi coşkuluymuş. Her sabah güneş ilk ışıklarını denize vurduğunda, Deniz uyanır, penceresinden sonsuz maviliğe bakarmış. En büyük hayali, küçücük tahta kayığıyla uzak denizlere açılmak, rüzgarla şarkı söyleyen adaları keşfetmekmiş. Köyün en yaşlı denizcisi, bilge Dede Korkut, Deniz'e hep masallar anlatırmış. Bu masallarda, rüzgarlar fısıldar, yıldızlar yol gösterir, dereler şarkı söylermiş. Deniz, dedenin anlattığı o cesur denizcilerin hikayelerine hayran kalırmış.

Bir gün, hava esmiş de esmiş, rüzgar poyrazdan sertçe çıkmış. Deniz, evlerinin iskelesinde oturmuş, uzakta kabaran dalgaları seyrederken, kalbi hızla çarpmış. Dede Korkut yanına gelmiş, "Bak evlat," demiş, "Deniz bazen hırçınlaşır ama korkaklara değil, cesurlara kucak açar." Deniz, dedesinin sözleriyle cesaret bulmuş. O gece uyurken, rüzgar pencerelere ninni söylemiş, ay dede gümüş ışıklarıyla odayı aydınlatmış. Deniz rüyasında, kendisini minicik kayığıyla engin denizlerde, parlayan yıldızların altında yol alırken görmüş. Uyanınca kararını vermiş: Dedenin anlattığı, denizin ortasındaki kayıp Yıldız Adası'nı bulacakmış! Bu adanın, denizin tüm sırlarını sakladığı söylenirmiş.

Sabah erkenden, anacığının hazırladığı azık torbasını beline bağlamış, babacığının ona armağan ettiği küçücük pusulayı boynuna asmış. Elinde kendi yaptığı yelkenli tahta kayığıyla iskeleye yürümüş. Dede Korkut onu bekliyormuş. "Cesur ol evlat," demiş dede, "Kalbinin sesini dinle, rüzgar sana yol gösterecek." Deniz, kayığına binmiş, kürekleri çekerek yavaşça açılmış. Dalgalar ona dostça dokunmuş, martılar kanat çırparak eşlik etmiş. Güneş batarken, gökyüzü binbir renge bürünmüş, yıldızlar teker teker göz kırpmış. Rüzgar, yelkenini usulca şişirmiş, kayık suyun üzerinde adeta dans ediyormuş. Deniz, hiç korkmamış. Bilakis, kalbi sevinçle dolup taşmış. Denizin derinliklerinden gelen sesler, ona yolun doğru olduğunu fısıldamış.

Tam da umutları tükenmeye başlamışken, ufukta pırıl pırıl parlayan bir ışık görmüş. Yaklaştıkça, adanın eteklerinde inci gibi parlayan taşlar, yaprakları yıldızlar gibi ışıldayan ağaçlar belirmiş. İşte Yıldız Adası'ymış! Ada, denizin ortasında bir mücevher gibi duruyormuş. Deniz, kayığını kıyıya yanaştırmış. Adanın kumları kadife gibi yumuşacıkmış. Burada, Dede Korkut'un anlattığı gibi, denizin tüm bilgeliği gizliymiş. Deniz, adanın kalbindeki bir ağacın dibinde, parlayan, eski bir taş bulmuş. Taşın üzerinde, denizin dalgalarını ve yıldızları andıran desenler varmış. O taşı avucuna almış, kalbinde büyük bir huzur hissetmiş. Anlamış ki, cesaret sadece uzaklara gitmek değil, aynı zamanda kalbindeki sese güvenmekmiş. Adanın sırrı, işte bu içsel güçmüş. Bir süre adada dinlenmiş, sonra kalbi huzur dolu bir şekilde evine dönmek üzere kayığına binmiş. Rüzgar bu kez onu sırtından itmiş, dalgalar ona şarkılar söylemiş. Evine döndüğünde, Dede Korkut onu gülümseyerek karşılamış. Deniz, adada bulduğu taşı dedesine vermiş, macerasını bir bir anlatmış. Dede Korkut gururla başını sallamış. İşte o günden sonra Deniz, köyün en cesur denizci çocuğu olarak anılmış.
Bu macera da böylece noktalanmış, dinleyenlerin gönlüne hem bir serinlik hem de bir cesaret esintisi bırakmış.