Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yüce göklerin masmavi denizinde, minicik bir bulut yaşarmış. Adı Uykucu Bulut'muş. Ne kadar da severmiş uyumayı, sormayın gitsin! Sabah olunca Güneş Dede altın ışıklarını yollarmış, pırıl pırıl parıldarmış yorganında. “Haydi bakalım Uykucu Bulut, uyanma vakti!” diye seslenirmiş şefkatle. Ama Uykucu Bulut hiç oralı olmazmış, bir o yana döner, bir bu yana döner, mışıl mışıl uyurmuş. Hatta bazen, uyurken o kadar derin dalarmış ki, hafifçe horladığı duyulurmuş gökyüzünde.
Rüzgar Ana onu hafifçe iteklermiş, pamuk kanatlarıyla okşarmış adeta. Kulağına ninni fısıldar gibi uğuldarmış: “Uyan yavrum, uyan! Aşağıda çiçekler seni bekler, toprak susuzluktan çatlamış, otlar başını eğmiş, kuzucuklar otlaklarda sana hasret.” Ama nafile! Uykucu Bulut, yumuşacık pamuk yorganının altında saklanır gibi, diğer bulutların arasına iyice gömülürmüş. Gökyüzündeki diğer bulutlar da şaşkın şaşkın bakınırmış ona. “Yine mi uyuyor bizim Uykucu Bulut?” diye fısıldaşırlarmış aralarında.

Uykucu Bulut uyumaya devam ettikçe, yerdeki bitkiler, upuzun ağaçlar, rengarenk çiçekler günden güne solarmış. Yaprakları pörsümüş, renkleri uçmuş. Kuzular otlaklarda taze ot bulamaz, melemekten yorgun düşermiş. Kuşlar susuzluktan şakıyamaz, şarkıları gökyüzüne ulaşamazmış. Minik çocuklar gökyüzüne bakar, parmaklarıyla işaret eder, “Ne zaman yağmur yağacak? Ne zaman oynayacağız ıslak çimlerde?” diye merakla beklerlermiş. Ama Uykucu Bulut, tüm bu fısıltıları, tüm bu beklentileri rüyalarında duymazmış bile. O, yumuşacık bulut yatağında, en güzel rüyaları görürmüş. Bir gün gökkuşağının renklerinde uyurmuş, başka bir gün yıldızlarla saklambaç oynarmış, bazen de pamuk şekerden dağlarda gezinirmiş.
Bir sabah, Uykucu Bulut yine mışıl mışıl uyurken, çok ilginç bir rüya görmüş. Rüyasında, aşağıda, yemyeşil tarlaların sapsarı kesildiğini, gürül gürül akan derelerin kuruduğunu, rengarenk çiçeklerin boyunlarını büküp solduğunu görmüş. Baktığı her yer cansız, renksizmiş. Bir de bakmış ki, minik bir çocuk, parmağını gökyüzüne uzatmış, gözleri dolu dolu, yanaklarından inci tanesi gibi yaşlar süzülürken, “Nerede benim bulutum? Nerede benim yağmurum? Çok susadık biz!” diye ağlıyormuş. Bu rüya Uykucu Bulut'un içini bir tuhaf etmiş, yüreğini sızlatmış. O an, gökkuşağının renkleri, yıldızların parıltısı, pamuk şekerden dağlar hepsi birden silinip gitmiş gözünden.

Birden gözlerini kocaman açmış Uykucu Bulut. “Aman Allah'ım!” demiş içinden, “Ben ne kadar da bencilmişim! Herkes beni beklerken, ben keyif çatmışım, rüyalar görmüşüm!” Utancından yanakları al al olmuş, yani içten içe kızarmış. Hemen toparlanmış, esnemiş gerinmiş. Güneş Dede ona şefkatle gülümsemiş, Rüzgar Ana sevinçle etrafında dönmüş, hafifçe onu ileri doğru itmiş. Uykucu Bulut, görevini hatırlamış. Yavaş yavaş kendini ağırlaştırmaya başlamış. Önce bembeyaz halinden biraz grileşmiş, sonra daha da koyulaşmış, içi su dolu bir tulum gibi ağırlaşmış. Sonunda dayanamamış, içindeki suyu minik minik damlacıklar halinde aşağıya dökmeye başlamış.
İlk damlalar toprağa değdiğinde, toprak mis gibi kokmuş. Her yer taze, ferah bir kokuyla dolmuş. Çiçekler coşmuş, yapraklarını açmış, renkleri daha da parlaklaşmış. Kurumuş otlar yeniden canlanmış, yemyeşil bir hal almış. Kuşlar sevinçle ötüşmüş, en güzel şarkılarını söylemişler. Minik kuzular hoplaya zıplaya otlamış, dereler şırıl şırıl akmaya başlamış. Çocuklar balkonlara, pencerelere koşmuş, ellerini açmışlar gökyüzüne. “Yağmur yağıyor! Yaşasın! Ne güzel bir gün!” diye neşeyle bağırmışlar. Uykucu Bulut, aşağıdan gelen bu neşeli sesleri duyunca öyle mutlu olmuş ki, içi içine sığmaz olmuş. Meğer ne kadar güzelmiş görevini yapmak, başkalarını sevindirmek, dünyaya hayat vermek!

O günden sonra Uykucu Bulut, ne zaman uyumak istese, minik çocuğun o hüzünlü yüzünü ve sonraki neşeli çığlıklarını hatırlarmış. Ve her zaman vaktinde uyanır, görevini bir güzel yaparmış. Böylece hem kendi mutlu olur, hem de tüm dünyayı sevindirirmiş. İşte böylece Uykucu Bulut, uykuyu çok sevse de, görevinin daha önemli olduğunu anlamış. Hepimiz bir işin ucundan tutmalı, birbirimize yardım etmeli, sorumluluklarımızı yerine getirmeliymişiz. Bu güzel masal da burada bitmiş, dileyen herkese gönüllere ferahlık veren bir ders vermiş.