Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, yemyeşil ovaların, ak pınarlı derelerin ortasında, şirin mi şirin bir vadi varmış. Bu vadide türlü türlü hayvanlar yaşarmış. Miskin mi miskin, uykucu mu uykucu kocaman ayı Koca Ayı, hıpızlı koşan pamuk tüyü tavşan Pamuk, fındıklarını çok seven minik sincap Cici ve her şeyi bilen, her şeyi gören bilge mi bilge Baykuş Bilge yaşıyormuş. Vadinin rüzgarı ağaçlara ninni fısıldar, deresi şırıl şırıl şarkılar söyler, çiçekler arılara göz kırparmış. Akşam olunca yıldızlar gökyüzünde bir bir belirir, tüm vadiyi ışıltılarıyla sararmış. Her yan huzur dolu, güvenli bir yuvaymış sanki.
Ama bu güzelim vadide, hayvanlar nedense kendi başlarına yaşamayı severlermiş. Koca Ayı mağarasında kendi balını yer, Pamuk tarlasında kendi havuçlarını kemirir, Cici de ağacının kovuğunda fındıklarını istiflermiş. Birbirlerini selamlarlar, ama pek de birlikte iş yapmazlarmış. Sanki herkesin kendine ait bir dünyası varmış. Gel zaman git zaman, günler kısalmış, güneş erken batar olmuş. Ağaçların yaprakları sarıdan kırmızıya, kırmızıdan kahverengiye dönmüş, usul usul yere düşmüş. Soğuk kış, ayaz rüzgarlarıyla kapıya dayanmış. Vadinin havası bir anda buz kesmiş.

Hayvanlar telaşlanmaya başlamış. Minik Cici, "Eyvah! Kış için yeterince fındık toplayamadım, karnım nasıl doyacak?" diye mırıldanmış, minik patileriyle endişeyle başını kaşımış. Pamuk, "Benim de taze havuçlarım azaldı, toprak donunca ne yiyeceğim?" diye üzülmüş, kulaklarını düşürmüş. Koca Ayı ise koca göbeğini kaşıyarak, bal kovanlarının boşaldığını görünce derin bir iç geçirmiş. Herkes kendi derdine düşmüş, kendi yiyeceğini toplamaya çalışmış. Oysa ormanın derinliklerinde, tek başına çalışmak ne kadar yorucu, ne kadar zormuş!
Bilge Baykuş, en yüksek çam ağacının dallarına tünemiş, sarı gözleriyle bu telaşı izlemiş. Gözleri pırıl pırıl parlamış, sanki her şeyi görüyor, her şeyi biliyormuş. Yumuşacık, bilge sesiyle tüm vadiye seslenmiş: "Sevgili dostlar, neden herkes tek başına uğraşır durur? Gelin, hep birlikte çalışalım! Minik adımlarımızla bile büyük işler başarırız. Birlikten kuvvet doğar, unutmayın! Paylaştıkça çoğalan tek şey dostluktur, bereket de onunla gelir." Hayvanlar önce şaşkın şaşkın bakışmışlar. Bilge Baykuş'un sözleri, buz gibi havada içlerine sıcacık bir umut ışığı düşürmüş.

Cici, Pamuk ve Koca Ayı, Bilge Baykuş'un çağrısına kulak vermişler. Başta biraz çekinmişler ama sonra cesaretlerini toplamışlar. Cici, çevik ayaklarıyla en yüksek ağaçlara tırmanmış, lezzetli fındıkları ve palamutları toplamış. Pamuk, keskin burnuyla karların altındaki en taze kökleri ve havuçları bulmuş. Koca Ayı ise güçlü pençeleriyle devrilmiş ağaçların altındaki gizli orman meyvelerini, dallarda kalmış son balları ortaya çıkarmış. Topladıkları her şeyi vadinin ortasındaki geniş bir mağaraya taşımışlar. Çalışırken birbirlerine yardım etmişler, şakalar yapmışlar, neşeli şarkılar söylemişler. Eskiden tek başınayken sıkıldıkları, zorlandıkları işler, şimdi neşeli bir oyuna, kocaman bir şölene dönmüş. Her geçen gün, mağara ağzına kadar yiyecekle dolmuş taşmış.
Kış gelip de kar taneleri gökyüzünden lapa lapa yere düşünce, tüm vadi bembeyaz bir örtüyle kaplanmış. Vadideki tüm hayvanlar, Bilge Baykuş'un da eşliğinde, sıcacık mağarada toplanmışlar. Ortada yanan ateşin etrafında oturmuşlar, karınlarını doyurmuşlar. Dışarıda ayaz uğuldarken, onlar içerde sıcacık, güven içinde masallar anlatmışlar, şarkılar söylemişler, birbirlerine sarılıp ısınmışlar. Herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme varmış. Birbirlerine bakıp, "İyi ki birlikte çalışmışız! İyi ki dost olmuşuz!" demişler. O gün anlamışlar ki, dostluk en büyük hazineymiş. Paylaştıkça çoğalan bir sevgiymiş. Zorluklar karşısında bir araya gelince, hiçbir şeyin üstesinden gelemeyecekleri yokmuş.

Vadideki hayvanlar o kış hiç aç kalmamışlar, hiç üşümemişler. Çünkü dostluğun sıcaklığı, karın soğuğunu bile eritmiş, yüreklerini ısıtmış. Bahar gelince, vadideki çiçekler yeniden açınca, hayvanlar daha da sıkı fıkı dost olmuşlar. Her işi birlikte yapmışlar, her sevinci birlikte yaşamışlar. İşte bu da böylece bitmiş, tatlı bir masal olup kulaktan kulağa, kalpten kalbe yayılmış.