Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş şirin bir köy varmış. Bu köyün adı, her sabah dağların ardında yükselen güneşle aydınlanan Huzurköy’müş. Huzurköy’de Ayşe adında, gözleri pırıl pırıl, yanakları al al, saçları örgülü, meraklı bir kız yaşarmış. Ayşe, her sabah uyandığında ilk iş penceresinden gökyüzüne bakarmış. Gökyüzü, onun için kocaman bir resim defteri gibiymiş; her gün farklı bir tablo sunarmış.

Gökyüzünde çoğu zaman bembeyaz, upuzun, kocaman bir bulut dururmuş. Bu bulut o kadar tembelmiş ki, neredeyse hiç hareket etmez, hep aynı yerde, sanki bir pamuk yatağında uyuklarmış. Köylüler ona "Uyuyan Bulut" adını takmışlar. Bazen güneşin önünü kapatır, köyü serin bir gölgeye bürür, bazen de günlerce yağmur yağdırmaz, toprağı susuz bırakırmış. Ayşe, bu bulutun neden hiç uyanmadığını, neden hiç yerinden kımıldamadığını çok merak edermiş. "Acaba ne rüyalar görüyor da uyanamıyor?" diye kendi kendine fısıldarmış, minik parmağıyla penceresinin buğusuna bulut resimleri çizermiş.

Bir gün Ayşe, annesine yardım etmek için elinde bir sepetle kır çiçekleri toplamaya gitmiş. Yemyeşil çayırlardan geçerken, adımları kelebekler gibi hafifmiş. Derenin kenarına varmış, su şırıl şırıl şarkı söylüyormuş, sanki Ayşe’ye eski zamanlardan kalma masallar anlatıyormuş. Rüzgar, fısıltılarla esiyor, Ayşe’nin saçlarını okşuyor, kulağına ninni gibi sesler bırakıyormuş. Ayşe, derenin kenarındaki papatyaların arasına oturmuş, başını gökyüzüne kaldırmış. Uyuyan Bulut, yine tembellik ediyormuş gibi, koca bir pamuk yığını gibi uzanıyormuş.

Ayşe ve Uyuyan Bulut

Ayşe, buluta doğru içten bir sesle seslenmiş: "Ey Uyuyan Bulut! Neden hep uyursun böyle? Uyan da güneş bize iyice gülümsesin, sıcaklığıyla içimizi ısıtsın, ya da toprağa can veren yağmurunu gönder ki çiçekler coşsun, ağaçlar meyve versin!" Rüzgar, Ayşe’nin masum sözlerini alıp nazikçe buluta doğru fısıldamış. Ama bulut, hiç oralı olmamış, derin uykusuna devam etmiş, sanki dünyanın tüm yorgunluğunu omuzlarında taşıyormuş. Ayşe’nin içi burkulmuş, biraz da üzülmüş. Tam o sırada yanına, köyün en yaşlı, en bilge keçisi Toprak Ana gelmiş. Toprak Ana, kırışık boynunu Ayşe’ye uzatmış, bilge gözleriyle Ayşe’ye bakmış. "Kızım," demiş keçi, sesi taze ot kokuyormuş gibi, "Bulut öyle tembel olduğu için uyumaz. O, gökyüzünün en güzel düşlerini görmek için uyurmuş. O düşler, toprağa bereket, havaya serinlik, gönüllere ferahlık getirirmiş. Bulut, uykusunda güç toplarmış, tüm yorgunluğunu atarmış, sonra o topladığı gücü bize yağmur olarak, serin bir esinti olarak, hatta bazen rengarenk bir gökkuşağı olarak gönderirmiş. Onun uykusu, bizim uyanışımızmış, Ayşe'm."

Ayşe, Toprak Ana'nın sözleriyle şaşırmış kalmış. Gözleri kocaman açılmış, minik kalbi hızlı hızlı atmış. Demek Uyuyan Bulut, aslında hiç de tembel değilmiş, sadece farklı bir iş yapıyormuş, üstelik çok önemli bir iş! O günden sonra Ayşe, buluta farklı bir gözle bakmaya başlamış. Bulut uyurken, sanki o da bulutun düşlerini dinliyormuş gibi hisseder, sabırla onun uyanmasını, mucizeler yaratmasını beklermiş. Bazen bulutun kenarından süzülen altın sarısı güneş ışınları, bazen de yavaş yavaş toplanıp yağan incecik bir yağmur, Ayşe’ye bulutun uyanmaya başladığını, rüyalarının gerçeğe dönüştüğünü anlatırmış, sanki bulut ona göz kırpıyormuş gibi.

Bilge Keçi Toprak Ana'nın Sırrı

Bir sabah Ayşe uyanmış, penceresini açmış. Etraf mis gibi toprak kokuyormuş. Gökyüzü bembeyaz, irili ufaklı bulutlarla doluymuş, ama her zamanki yerinde duran o kocaman Uyuyan Bulut yerinde yokmuş! Ayşe’nin kalbi heyecanla çarpmış. Onun yerine, gökyüzünde rengarenk, uçsuz bucaksız bir gökkuşağı parlıyormuş! Sanki Uyuyan Bulut, tüm düşlerini, tüm umutlarını bir araya getirip o muhteşem gökkuşağını oluşturmuş, tüm dünyaya armağan etmiş. Köyde herkes sevinçle dışarı çıkmış, çocukları kucaklamışlar, yaşlılar şükür duaları etmişler. Herkes gökkuşağının altından geçip dilekler dilemiş, kahkahalar atmışlar. O gün, Huzurköy’e bolca bereketli yağmur yağmış, toprak suya doymuş, çiçekler mis gibi kokmuş, ağaçlar daha bir canlı yeşermiş.

Ayşe anlamış ki, her şeyin bir zamanı, her varlığın bir amacı varmış. Uyuyan Bulut da kendi görevini yapıyormuş, sadece farklı bir şekilde, sessizce ve derinden. O günden sonra, Ayşe ne zaman bir bulut görse, ona sevgiyle gülümsemiş. Bilmiş ki, her uykunun sonunda güzel bir uyanış, her bekleyişin sonunda tatlı bir sürpriz varmış. Ve en önemlisi, dışarıdan görünenin her zaman gerçeği yansıtmadığını, bazen derin uykuların bile aslında büyük birer çalışma olduğunu anlamış.

Gökkuşağı Mucizesi

İşte böylece Ayşe, sabrın, anlayışın ve doğanın gizemli döngülerine saygı duymanın güzelliğini öğrenmiş. Huzurköy halkı da Uyuyan Bulut'u artık tembel değil, gökyüzünün düş gören, bereket getiren bekçisi olarak anmışlar, her uyuyuşunda yeni bir mucizenin tohumlarını ektiğini bilmişler. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Bu da bizim tatlı rüya gibi, umut dolu masalımız burada bitmiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Komik Kuzu

Komik Kuzu

Kıvırcık adında sevimli ve komik bir kuzunun maceralarını anlatan, çocukları gülümseten sıcacık bir Türk masalı. Neşe dolu anlarla dolu!