Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin eteğinde şirin bir köy varmış. Bu köyün en neşeli, en meraklı kızı Elif yaşarmış. Elif'in gözleri pırıl pırıl, yüreği sıcacıkmış. Her sabah güneş doğarken kuşlar cıvıl cıvıl öter, uyanan dere şırıl şırıl şarkısını söylermiş. Elif de uyanır uyanmaz penceresini açar, taze havayı içine çeker, etrafı saran çiçek kokularıyla güne başlarmış. Köydeki herkes onu çok sever, onun güler yüzüyle neşelenirmiş.

Bir gün Elif, rüyasında rengarenk çiçeklerle dolu, ışıl ışıl parlayan, minik perilerin uçuştuğu gizemli bir krallık görmüş. Rüyası o kadar canlıymış ki, uyandığında bile kalbinde tarifi zor bir sevinç ve gözlerinde büyük bir merak kalmış. "Acaba böyle bir yer gerçekten var mıdır?" diye mırıldanmış kendi kendine. Elif, küçük, hasır sepetini almış eline, en sevdiği kır çiçeklerini toplamak ve belki de rüyasındaki o yeri bulmak umuduyla ormanın derinliklerine doğru yola koyulmuş. Ağaçlar ona gölge olmuş, nazlı rüzgar saçlarını okşamış, sanki ona fısıltılarla yol gösterir gibiymiş. Orman, her adımında yeni bir güzellik sunuyormuş Elif'e.

Elif Ormanın Derinliklerinde

Elif yürüdükçe, orman daha bir güzelleşmiş, çiçekler daha bir renklenmiş, kuş sesleri daha bir melodik hale gelmiş. Birden karşısına, yaşlı bir meşe ağacının gövdesine sarmaşıklarla gizlenmiş, minicik, ahşap bir kapı çıkmış. Kapının üstünde, kanatları gökkuşağı renklerinde parlayan, küçücük bir kelebek duruyormuş. Elif şaşkınlıkla kapıya yaklaşınca, kelebek kanatlarını usulca çırpmış ve tatlı, incecik bir sesle fısıldamış: "Hoş geldin Elif, Peri Krallığı'na giden yol bu kapının ardında seni bekliyor!" Meğer o güzel kelebek, Peri Krallığı'nın sevimli bir habercisiymiş. Elif'in şaşkınlığı ve kalbindeki sevinç birbirine karışmış, gözleri fal taşı gibi açılmış.

Peri kelebek, nazikçe kanatlarıyla o minicik kapıyı aralamış. Elif, içeriye attığı ilk adımla adeta başka bir dünyaya adım atmış. Nefesi kesilmiş gördükleri karşısında. Her yer rengarenk çiçeklerle, pırıl pırıl parlayan kristal taşlarla doluymuş. Gökyüzünde binlerce minik yıldız gündüz vakti göz kırpıyor, etrafta neşeli kahkahalarla minik periler havada süzülerek uçuşuyormuş. Şelaleler gökkuşağı renklerinde akıyor, her yerden tatlı, huzurlu melodiler geliyormuş. Burası tam da rüyasındaki gibi, hatta hayallerinden bile daha güzel, daha büyülü bir yermiş. Elif, mutlulukla etrafına bakınmış.

Peri Krallığı'nın Büyülü Girişi

Peri kelebek, Elif'i krallığın en güzel yerine, Papatya Kraliçesi'nin yanına götürmüş. Kraliçe, etrafı parlayan papatyalarla bezeli tacıyla, gülümseyen, iyi kalpli bir periymiş. Oturduğu taht bile taze çiçeklerden yapılmışmış. "Hoş geldin güzel yavrum," demiş Kraliçe sıcak bir sesle, "Biliyorum buraya gelişin boşuna değil, kalbinin iyiliği seni bize getirdi." Sonra hafifçe hüzünlenmiş: "Krallığımızın en eski, en sihirli çiçeği olan Ayışığı Çiçeği son zamanlarda solmaya başladı. Onun ışığı azaldıkça, krallığın neşesi de azalıyor, perilerimizin kanatları eskisi gibi parlamıyor. Ne yapacağımızı bilemiyoruz."

Elif, Kraliçe'nin hüzünlü sesini duyunca içi burkulmuş. Gözlerini krallığın ortasında duran Ayışığı Çiçeği'ne çevirmiş. Çiçek gerçekten de solgun, cansız görünüyormuş, sanki bir sır saklar gibiymiş. Elif, aklına gelen fikirle hemen elindeki hasır sepetine uzanmış. Sepetindeki en taze, en güzel, renk renk kır çiçeklerini çıkarmış. "Belki biraz dostluk ve sevgi onu yeniden canlandırır," demiş Papatya Kraliçesi'ne bakarak. Ve çiçekleri Ayışığı Çiçeği'nin etrafına özenle, bir sevgi çemberi gibi dizmiş. Sonra minicik elleriyle Ayışığı Çiçeği'nin solgun yapraklarını okşamış, ona içten bir ninni fısıldamış, sanki ona kalbinin tüm sıcaklığını aktarır gibiymiş.

Ayışığı Çiçeği'ne Dokunuş

Elif'in kalbinden gelen bu saf sevgi ve şefkat, o an Ayışığı Çiçeği'ne işlemiş. Çiçeğin solgun yaprakları yavaş yavaş canlanmaya başlamış, ışığı daha da parlamış, krallığın her köşesini aydınlatmış. Krallığın her yerinden sevinç çığlıkları yükselmiş, periler neşeyle dans edip şarkılar söylemeye başlamışlar. Papatya Kraliçesi, Elif'e sarılarak gözleri dolarak teşekkür etmiş. "Sen bize iyiliğin ve sevginin en büyük sihir olduğunu, en zor zamanlarda bile kalpten gelen sıcaklığın her şeyi düzeltebileceğini gösterdin," demiş. Elif, perilerle vedalaşmış ve kelebek perinin rehberliğinde, kalbi yeni anılarla ve öğrenilmiş değerli bir dersle dolu bir şekilde köyüne geri dönmüş.

Elif o günden sonra her çiçeğe, her ağaca, her canlıya daha bir sevgiyle, daha bir şefkatle bakmış. Çünkü bilmiş ki, en büyük hazine ve en güçlü sihir, insanın kendi içindeki iyilik ve sevgiymiş. Bu sıcacık masal da burada bitmiş, ama iyilik ve dostluk tohumları Elif'in kalbinde sonsuza dek yeşermiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Nasreddin Hoca ve Tebessüm

Nasreddin Hoca ve Tebessüm

Nasreddin Hoca'nın bilgece tavsiyesiyle dertlerinden kurtulan genç İsmail'in masalı. İçimizdeki tebessümün gücünü anlatan sıcak bir öykü.