Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş, uzak diyarların birinde, yemyeşil ağaçların gölgelendirdiği, şırıl şırıl derelerin aktığı, gökyüzünün pırıl pırıl yıldızlarla bezendiği şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde, kalbi pek bir temiz, yanakları al al, gözleri pırıl pırıl, saçları örgülü, adı Elif olan küçük bir kız yaşarmış. Elif, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanır, köyün bahçelerinde, tarlalarında kuşlarla söyleşir, açan çiçeklerle dertleşirmiş. Rüzgar ona kulağına tatlı tatlı ninniler fısıldar, dere ise coşkuyla şarkılar söyleyerek neşelendirirmiş onu. Bazen de geceleri yıldızlar ona göz kırpar, gökyüzündeki sırları anlatırmış.
Elif, köyün en yaşlı, en görkemli ağacı olan Ulu Meşe'nin ardında saklı, kimsenin kolay kolay yolunu bulamadığı, kimsenin görmediği, sadece fısıltılarla anlatılan bir Peri Bahçesi'nin varlığından bahseden eski masallar duymuş. Bu bahçenin, dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan en eşsiz çiçeklere, en tatlı, en sulu meyvelere ev sahipliği yaptığı, peri kızlarının orada ay ışığında dans ettiği, kelebeklerin şarkılar söylediği söylenirmiş. Elif'in kalbinde gün geçtikçe büyüyen bir merak uyanmış, gözleri her gün, her an Ulu Meşe'ye takılırmış. Bir gün, o küçük kalbindeki cesareti toplayıp, minicik adımlarla, umutla Ulu Meşe'ye doğru yürümüş. Yemyeşil yapraklar arasından süzülen altın rengi güneş ışıkları ona yol göstermiş gibi, adeta "Gel bakalım küçük kız, yolun açık olsun!" der gibiymiş.

Ulu Meşe'nin o kalın, yosun tutmuş, kadim gövdesinin arkasında, gerçekten de köy halkının hiç fark etmediği, üzeri çeşit çeşit sarmaşıklarla örtülü, adeta saklı bir kapı gibi duran minicik bir patika bulmuş Elif. Patika, onu rengarenk kelebeklerin kanat çırptığı, kuşların kulak tırmalamayan, dinlendirici cıvıltılarının yankılandığı sihirli, loş bir tünele götürmüş. Tünelin sonunda, göz kamaştırıcı bir güzellikle karşılaşmış. İşte orası, masallarda anlatılan o meşhur Peri Bahçesi'ymiş! Her yer ışıl ışıl, binbir renkli çiçeklerle doluymuş. Çiçekler neşe içinde salınır, yapraklar rüzgarın eşliğinde hafifçe hışırdar, sanki Elif'e "Hoş geldin, hoş geldin!" diye selam verir gibiymiş. Ağaçlar tatlı tatlı mırıldanır, sanki ona eski zamanların unutulmuş masallarını, sırlarını anlatırmış. Bahçenin ortasında, berrak suları pırıl pırıl parlayan küçük bir havuz varmış; havuzun etrafında ise minicik, kanatları tül gibi, gökkuşağı renklerinde parlayan peri kızları usulca uçuşur, tatlı melodiler fısıldarmış.
Elif, gördüğü bu güzellikler karşısında hayranlıkla etrafına bakınırken, yanına yaşlıca, bembeyaz saçlı, yüzü sevgiyle ışıldayan, güler yüzlü bir peri yaklaşmış. Peri, Elif'e tatlı mı tatlı, melodi gibi bir sesle, "Hoş geldin küçük kız. Bu bahçeye sadece kalbi iyilikle, sevgiyle dolu olanlar girebilir," demiş. Elif, perinin bu sıcak karşılamasına gülücükler saçmış, içinden bir sıcaklık yayılmış. Peri, Elif'i bahçenin gizemli köşelerinde, daha önce hiç görmediği çiçeklerin, ağaçların arasında gezdirmiş. Her adımda yeni bir mucizeyle karşılaşmış Elif. "Bu bahçenin sırrı, küçük kız," diye fısıldamış peri, "sevgi ve merhamettir. Gökyüzünden düşen her damla yağmuru, toprağın verdiği her zerreyi kutsayan, her çiçeği, her ağacı besleyen şey, kalplerimizdeki iyiliktir. Bu bahçe, iyilikle büyür, sevgiyle parlar." Tam o sırada, Elif küçük bir kuş yavrusunun yuvadan düştüğünü görmüş. Yavru kuş, çaresizce çırpınıyormuş. Elif, hiç düşünmeden eğilmiş, minicik kuşu nazikçe avuçlarına almış, onu incitmeden yuvaya geri bırakmış. Yavru kuşun annesi, Elif'e minnettar bir şekilde bakmış. Peri, Elif'in bu nazik hareketine içten bir gülümseme göndermiş, gözleri parlamış.

Peri, Elif'e dönerek, "Gördün mü? Senin küçücük bir iyiliğin bile bu bahçenin ışığını daha da artırdı, güzelliğine güzellik kattı. Sevgi paylaştıkça büyür, iyilik yaptıkça güzelleşir, kalplerde kocaman bir ağaç gibi kök salar," demiş. Elif, perinin sözlerini dikkatle dinlemiş, kalbi sıcacık bir umutla dolmuş. Peri Bahçesi'nden ayrılma vakti geldiğinde, Elif'in içi huzurla, anlayışla ve yeni bir ışıkla dolmuştu. Peri, ona avucuna sığacak kadar küçük, ışıl ışıl parıldayan bir tohum vermiş. "Bu tohumu kalbine ek, iyilikle sula, sevgiyle besle. Büyüdüğünü, yeşerdiğini ve etrafına ışık saçtığını göreceksin," demiş. Elif, periye içtenlikle teşekkür edip, kalbinde yeni bir hazineyle köyüne dönmüş.
Elif, o günden sonra kalbindeki o sihirli tohumu iyiliklerle, şefkatle sulamış. Komşularına yardım etmiş, arkadaşlarıyla oyuncaklarını, oyunlarını paylaşmış, hayvanlara şefkat göstermiş, küçüklere ablalık etmiş. Gülümsemesi köyün her yerine yayılmış, sanki Peri Bahçesi'nin ışığı onunla birlikte gelmiş, köyün üzerine serpilmişmiş. Köy halkı, Elif'in bu değişimiyle daha mutlu, daha anlayışlı, daha sevgi dolu bir yer olmuş. Herkes birbirine daha nazik davranmaya başlamış. Elif, Peri Bahçesi'nin sadece uzak bir diyarda, Ulu Meşe'nin ardında saklı bir yer olmadığını, aslında her iyilik yapan, her sevgi dağıtan kalpte var olduğunu anlamış.

İşte böylece Elif, kalbindeki iyilikle hem kendi dünyasını hem de yaşadığı köyü güzelleştirmiş, Peri Bahçesi'nin sırrını herkese göstermiş. Bu masal da burada bitmiş, dilerim siz de kendi Peri Bahçenizi kalbinizde yeşertir, güzellikler saçarsınız.