Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil bir vadinin ortasında, mis kokulu çiçeklerin açtığı bereketli bir yerde, çalışkan arıların neşeyle yaşadığı, petekleri bal dolu kocaman bir kovan varmış. Bu kovanda, yedi delik petekli, minicik, pofuduk bir arı yavrusu yaşarmış. Adı Vızzık’mış. Vızzık’ın çizgili tüyleri bal sarısıyla gece siyahını karıştırmış, minik kanatları güneş ışığında pırıl pırıl parlamış, her çırpışında gökkuşağı renkleri saçarmış. Gözleri kocaman, dünyaya merakla bakarmış ama içinde ufacık bir çekingenlik de taşırmış.
Vızzık her sabah anne ve babasının kanat sesleriyle, çiçeklerin tatlı kokusuyla uyanırmış. Bugün ise diğer günlerden çok farklı bir günmüş. Bugün Vızzık’ın "Arı Bal Okulu"na gideceği ilk günmüş! Anne Arı, nazikçe kanatlarını Vızzık’ın üzerine sermiş, "Haydi bakalım Vızzık'ım, bal okulunun yolu seni bekler, yeni bilgilerle dolup taşacaksın," demiş şefkatle. Ama Vızzık’ın minik kalbi pır pır çarpmış, adeta bir kelebek gibi kanatlanmış içinde. Bilmediği bir yer, tanımadığı bir sürü arı arkadaşı... Bu düşünce onu hem heyecanlandırmış hem de birazcık korkutmuş, birazcık da utandırmış. Kovanın sıcak, güvenli loşluğu onu sarmalamış, dışarısı ise bambaşka, engin bir dünya gibi gelmiş. Oysa dışarıda güneş, altın sarısı ışıklarını cömertçe göndermiş, rüzgar dalları usulca okşayıp tatlı tatlı ninni fısıldamış, "Korkma küçük arı, dünya seni bekler!" dermiş fısıltıyla.

Baba Arı, Vızzık’ın minik, özenle işlenmiş kahverengi sırt çantasını takmasına yardım etmiş. Çantanın içinde anne arının özel tarifiyle hazırlanmış bir şişe nektar suyu ve en taze polenlerden yapılmış, güç veren bir polen sandviçi varmış. "Korkma yavrum," demiş, "Okul, yeni çiçekler keşfetmek gibi, her bir çiçeğin farklı bir güzelliği olduğu gibi, her yeni bilgi de ayrı bir hazine. Çok eğleneceksin, yeni arkadaşlar edineceksin, belki de hayat boyu sürecek dostluklar kuracaksın." Vızzık derin bir nefes almış, minik antenlerini oynatmış, kararını vermiş gibi başını sallamış. Kovanın kapısından, dışarıdaki masmavi gökyüzüne doğru yavaşça süzülmüş. Çayırda açan papatyalar ona bembeyaz yüzleriyle gülümsemiş, gelincikler kırmızı yanaklarıyla neşe saçmış, dere ise mırıl mırıl şarkılar söyleyerek "Hoş geldin küçük arı! Yolların açık olsun!" dermiş adeta. Vızzık, yavaşça kanat çırpmış, gökyüzünün ipek mavisinde, bulutların arasında usulca süzülmüş.
Çok geçmeden, uzaktan mis gibi bir bal kokusu almış, ardından büyük, mor bir çiçeğin içine kurulmuş, rengarenk Arı Bal Okulu'nu görmüş. Okulun önü, bir sürü arı yavrusuyla dolup taşmış, vızır vızır uçuşuyorlarmış. Kimi oyun oynuyor, kimi nektar toplama dersi için hazırlık yapıyor, kimi de yeni öğrendiği bir vızıltıyı arkadaşına anlatıyormuş. Vızzık, okulun kapısında biraz durmuş, kenarda çekingen çekingen beklemiş. Tam o sırada, güler yüzlü, bilge mi bilge, kanatlarında bilgelik parıltısı taşıyan Öğretmen Arı yanına gelmiş. Gözlüğünü minik burnuna yerleştirmiş, "Hoş geldin Vızzık," demiş yumuşacık, bal gibi tatlı sesiyle, "Haydi bakalım, arkadaşlar seni merakla bekliyor. Sakın çekinme, burası öğrenmenin ve dostluğun yuvasıdır." Vızzık, Öğretmen Arı’nın sıcak gülümsemesinden güç almış, minik elinden tutmuş, cıvıl cıvıl seslerin geldiği sınıfa girmiş. Sınıf arı cıvıltılarıyla doluymuş, her bir köşesinde ayrı bir neşe varmış.

Öğretmen Arı, tahtaya çizdiği çiçek resimleriyle onlara çiçeklerin gizemli sırlarını, en tatlı nektarın hangi saatte ve nasıl bulunacağını, peteklerin nasıl sağlam ve simetrik örüleceğini, hatta kış için balı nasıl saklayacaklarını anlatmış. Vızzık dikkatle dinlemiş, gözleri parlamış, her bir kelimeyi zihnine kazımış. Ders bitince neşeyle oyun zamanı gelmiş. Vızzık hala biraz çekingenmiş, kenarda durup diğer arıları izlemiş. Ama yanındaki sevimli Arı Cici, ona rengarenk bir top polen uzatmış. "Oynamak ister misin Vızzık?" demiş sıcacık bir gülümsemeyle. "Bu top, en güzel çiçeklerden topladığımız polenlerle yapıldı, çok zıplar!" Vızzık’ın yüzünde kocaman, içten bir gülümse açmış. Birlikte polen topu oynamışlar, sonra da taze açmış, kadife yapraklı bir gülün taç yaprakları arasında saklambaç oynamışlar. Kahkahaları tüm bahçeyi doldurmuş. Vızzık, okulun aslında ne kadar güzel, ne kadar neşeli bir yer olduğunu anlamış. Yeni arkadaşlar edinmek, bilmediği şeyleri öğrenmek ne kadar da keyifliymiş, ne kadar da değerliymiş!
Akşamüstü güneş batmaya hazırlanırken, gökyüzü turuncu ve pembe tonlarına bürünmüş, Vızzık evine dönerken kalbi neşeyle, heyecanla dolup taşmış. Artık okulun korkulacak bir yer olmadığını, tam tersine, dostlukların kurulduğu, bilginin filizlendiği, her gün yeni bir macera kapısının açıldığı sihirli bir yuva olduğunu biliyormuş. Annesine ve babasına koşarak sarılmış, gününü vızır vızır, ballı ballı anlatmış. O günden sonra Vızzık, okula her gün sevinçle gitmiş, daha nice yeni maceralara atılmış, bal okulunun en çalışkan ve en neşeli öğrencilerinden biri olmuş.

Dilerim ki Vızzık’ın bu masalı, tüm küçük kalplerin yeni başlangıçlara, bilmedikleri maceralara cesaretle atılmasına, yeni dostluklar kurmaktan çekinmemesine vesile olsun. Geceniz tatlı rüyalarla dolsun, her yeni gününüz bir çiçek bahçesi gibi renkli ve neşeli olsun, tıpkı Vızzık’ın hayatı gibi. İşte böylece, minik arı Vızzık’ın okula gidiş masalı burada biter, kalplerinize bir sıcaklık bırakır.