Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarlarda değil, Anadolu'nun şirin mi şirin bir köyünde, Akşehir'de, nur yüzlü, güler yüzlü bir zat yaşarmış. Adı Nasreddin Hoca imiş.

Hoca ne zaman köy meydanına çıksa, gökyüzündeki güneş nazikçe gülümsemiş, rüzgar kulaklara tatlı ninni fısıldamış, dereler şıkır şıkır şarkılar söyleyerek akmış. Herkes Hoca'yı pek severmiş, çünkü o hem çok bilgeymiş hem de herkesi güldürmeyi pek iyi bilirmiş.

Gel zaman git zaman, bir sabah Hoca köy kahvesinin önünden geçiyormuş. Bir de ne görsün? Köyün gençlerinden İsmail, bir köşede yapayalnız oturmuş, boynu bükük, kaşları çatıkmış. Yüzünde zerre tebessüm yokmuş, sanki bütün dünyanın derdi onun omuzlarına çökmüş.

Hoca, İsmail'in yanına yavaşça yaklaşmış, şefkatle omzuna dokunmuş. "Evlat İsmail, hayırdır inşallah? Neden böylesine dalgınsın, yüzünde neden bir bulut geziniyor?" diye sormuş.

İsmail, başını kaldırmış, derin bir iç çekmiş. "Ah Hoca'm," demiş, sesi yorgunmuş. "Her şey üst üste geliyor. Tarlam kurudu, hayvanım hastalandı. Komşumla da aram açıldı. Hiçbir şeye sevinemiyorum, içimden gülmek gelmiyor, sanki kalbim kurudu."

Hoca, İsmail'in sözlerini dinlemiş, gözlerinde bilgece bir parıltı belirmiş. "Öyle mi dersin İsmail?" demiş. "Gel bakalım benimle. Seninle bir yere gidelim, belki derdine derman buluruz."

Tepede Bilgelik Yolu

Hoca, İsmail'i köyün en yüksek tepesine çıkarmış. Yürürken, yol boyunca rengarenk çiçekler onlara selam durmuş, kuşlar cıvıl cıvıl ötmüş. Tepeye vardıklarında, Hoca bütün köyü parmağıyla işaret etmiş. "Bak bakalım İsmail," demiş, "Şimdi buradan bakınca, tarlan ne kadar küçük görünüyor, değil mi? Senin o kocaman sandığın dertlerin de bazen işte böyle, uzaktan bakınca küçücük kalır."

İsmail, köyüne tepeden bakmış. Gerçekten de tarlası, evleri küçücük görünüyormuş. Biraz şaşırmış. Hoca gülümsemiş. "Ama asıl mesele bu değil evlat," demiş. Sonra cebinden parlak, küçük bir ayna çıkarmış. Güneş, aynanın üzerinde ışıldamış.

"Şimdi bu aynaya bak İsmail," demiş Hoca. İsmail aynayı almış, kendine bakmış. Aynada kendi asık suratını, çatık kaşlarını görmüş. Yüzünde en ufak bir neşe belirtisi yokmuş.

Aynadaki Tebessümün Sırrı

Hoca, İsmail'in yüzüne dikkatle bakmış. "Bu aynaya bakınca ne görüyorsun İsmail?" diye sormuş.

"Kendi dertli yüzümü görüyorum Hoca'm," demiş İsmail, sesi biraz daha hüzünlüymüş.

Hoca, şefkatle başını sallamış. "Pekala," demiş. "Bu aynayı al, yarın sabah kalktığında ilk iş, bu aynaya bak ve kendine kocaman bir tebessüm et. Ne olursa olsun, ne kadar zor gelirse gelsin, o tebessümü suratından eksik etme. Bir gün değil, her gün yap bunu."

İsmail, Hoca'nın sözlerine şaşırmış ama Hoca'nın bilgece tavrına güvenmiş. Aynayı almış ve ertesi sabah Hoca'nın dediği gibi yapmış. Yatağından kalkar kalkmaz aynaya bakmış ve zorla da olsa, dudaklarını hafifçe yukarı kıvırarak kendine bir tebessüm etmeye çalışmış. İlk başta garip hissetmiş, ama o tebessüm, sanki kalbine minicik bir güneş ışığı düşürmüş.

İsmail'in Kalbindeki Güneş

Gün geçtikçe, İsmail her sabah aynaya bakıp tebessüm etmeye devam etmiş. O tebessüm, sihirli bir tohum gibiymiş, kalbinde yeşermeye başlamış. Dertleri küçülmüş gibi gelmiş. Tarlasına daha umutla bakmış, hayvanına daha şefkatle yaklaşmış. Komşusuyla da tatlı dille konuşmuş, kırgınlıkları unutulmuş, barışmışlar.

Birkaç hafta sonra, Hoca İsmail'i tekrar görmüş. Bu sefer İsmail'in yüzünde kocaman, içten bir tebessüm varmış. Gözleri parlıyormuş. Koşarak Hoca'nın yanına gelmiş. "Hoca'm, o tebessüm gerçekten sihirliymiş!" demiş neşeyle. "İçimdeki güneşi uyandırdı, dünyam değişti!"

Hoca, bilgece gülümsemiş. "Unutma evlat," demiş, "Tebessüm, kalbin anahtarıdır. Sen gülümsersen, dünya da sana gülümser. Dertler küçülür, umutlar büyür. Asıl zenginlik, içindeki neşeyi bulabilmektir."

O günden sonra İsmail'in yüzünden tebessüm hiç eksik olmamış, köyde de herkes onu "Tebessüm Eden İsmail" diye anmış. Bu masal da burada bitmiş, ama tebessümün gücü hiç bitmemiş, nesilden nesile anlatılan bir ders olmuş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Bahar Şenliği

Bahar Şenliği

Elif ve arkadaşlarının Bahar Köyü'nde düzenlediği neşeli bahar şenliği. Paylaşmanın ve doğanın güzelliğinin kalpleri nasıl ısıttığını anlatan sıcacık bir masal.