Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, yemyeşil ağaçların kucakladığı, derelerin şırıl şırıl şarkı söylediği, çiçeklerin mis kokular saçtığı şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyün en minik ama en azimli sakinlerinden biri de, pamuk gibi bembeyaz tüyleri, pırıl pırıl gözleriyle Minik Postacı Tavşan Tırtıl’mış. Tırtıl, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanır, köyün yaşlı bilgesi Baykuş Amca’ya selam verir, sonra da etrafta neşeli zıplayışlarıyla dolaşırmış. Kalbi, küçücük bedenine sığmayan bir yardım etme ateşiyle yanıp tutuşurmuş. Herkesin birbirine gülümsediği bu köyde, o da bir işe yaramak, bir mutluluğun parçası olmak istermiş.

Günlerden bir gün, Baykuş Amca, kalın camlı gözlüklerinin üzerinden bakarak Tırtıl’ı yanına çağırmış. Usulca ama bilgece demiş ki: “Sevgili Tırtıl, bugünden tezi yok, sen artık köyümüzün postacısısın. İşte ilk mektubun. İçinde Dede Kurbağa’ya gönderilmiş önemli bir haber var. Bunu, köyün karşı yakasındaki sazlıkların arasında yaşayan Dede Kurbağa’ya götürmelisin.” Tırtıl’ın yüreği sevinçle pır pır etmiş, kulakları havaya dikilmiş. Minik elleriyle mektubu özenle, kırıştırmadan almış, sırtındaki kırmızı çantasına koymuş. Baykuş Amca’ya minnetle başını sallayıp, bir çırpıda yola koyulmuş.

Tırtıl'ın İlk Görevi

Yol boyunca, gökyüzündeki pamuk bulutlar Tırtıl’a arkadaşlık etmiş. Rüzgar, onun kulaklarına tatlı tatlı ninni fısıldamış, ona şarkılar söylemiş. Dere, şırıl şırıl sesiyle yolunu aydınlatmış, adeta “Devam et, devam et!” dermiş. Tırtıl, küçük adımlarıyla, hiç yorulmadan ilerlemiş. Bazen bir çiçeğe gülümsemiş, bazen bir kelebeğe el sallamış. Ama aklı hep Dede Kurbağa’ya ulaştıracağı mektuptaymış. Güneş gökyüzünde parlamış, sonra yavaşça batmaya yüz tutmuş, turuncu ve mor renklerle gökyüzünü boyamış. Tırtıl, uzun yokuşları tırmanmış, çimenlerin üzerinde sevinçle zıplaya zıplaya gitmiş. Bir ara yorulduğunu hissetmiş, minik burnuyla etrafı koklamış. Ama mektubu düşündükçe, o sorumluluğun ağırlığı yerini tatlı bir coşkuya bırakmış, içi yeniden heyecanla dolmuş.

Minik Postacı Yolda

Sonunda, gölün kenarındaki yemyeşil sazlıkların arasında Dede Kurbağa’nın minik, şirin evini görmüş. Kalbi sevinçle gümbür gümbür çarpmış. Kapıyı minik patileriyle tık tık çalmış. Dede Kurbağa, kapıyı açınca şaşkınlıkla Tırtıl’a bakmış, sonra kocaman gülümsemiş. Tırtıl, gür sesiyle, “Size bir mektup getirdim Dede Kurbağa!” demiş ve mektubu saygıyla, iki patiyle uzatmış. Dede Kurbağa, mektubu alınca gözleri ışıldamış, sanki bahar gelmiş gibi sevinmiş. Tırtıl’a kocaman teşekkür etmiş, minik sırtını şefkatle okşamış. “Aferin sana minik postacı! Görevini ne güzel de yerine getirdin, ne kadar da sorumluluk sahibisin!” demiş. Tırtıl’ın içi tarifsiz bir mutlulukla dolmuş. Kendi küçük adımlarıyla ne kadar büyük bir iş başardığını, bir kalbe sevinç taşıdığını anlamış.

Mektup Yerine Ulaştı

Akşam olmuş, yıldızlar gökyüzünde pırıl pırıl göz kırparken, ay dede de onlara eşlik ederken, Tırtıl eve dönmüş. Yorgun ama içi huzurla doluymuş. Yatağına uzanmış, pencereden dışarıya bakmış. O gece, minik kalbiyle anladığı şey şuymuş: Ne kadar küçük olursan ol, eğer bir işe azimle sarılır, sorumluluğunu yerine getirirsen, en büyük mutlulukları sen yaşarmışsın. Ve bu, dinleyen herkesin yüreğini ısıtan, dilden dile dolaşan sıcacık bir masalmış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Rüya Bulutu

Rüya Bulutu

Elif adında küçük bir kızın, üzgün bir bulutla paylaştığı rüyalar sayesinde köyüne mutluluk getirmesini anlatan sıcak bir Türk masalı.