Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, yemyeşil ağaçların arasında şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde, adı Karga Kargaşalı olan, kapkara tüylü, sevimli mi sevimli bir karga yaşarmış. Karga Kargaşalı, her sabah erkenden uyanır, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte “Gak gak gak!” diye ötmeye başlarmış. Ama ne yalan söylemeli, sesi pek de kulağa hoş gelmezmiş. Oysa Kargaşalı, kendini köyün en güzel sesli kuşu sanırmış. Rüzgar dalları okşar, dere şırıl şırıl akarken, Kargaşalı da kendi bildiği gibi şarkılar söylermiş.
Bir gün Karga Kargaşalı, köyün en tatlı şakıyan bülbülünü duymuş. Bülbül öyle güzel ötermiş ki, dinleyen herkesin içini bir huzur kaplarmış. Kargaşalı, bülbülü dinler dinlemez bir karara varmış: "Ben de bülbül gibi şakırım!" demiş kendi kendine. Hemen en yüksek, en gür yapraklı dala konmuş. Derin bir nefes almış, gagasını aralamış ve başlamış ötmeye. Ama ağzından çıkan ses, öyle komik bir "Gak gak gak!" olmuş ki, ağacın dibinde oyun oynayan sincaplar şaşkınlıkla dallardan düşecek gibi olmuşlar. Çimlerde otlayan tavşanlar kulaklarını kapatmış, hatta gökteki güneş bile bulutların arkasına saklanmış, sanki kahkaha atmamak için kendini zor tutuyormuş. Kargaşalı ise hiçbir şey olmamış gibi, gururla etrafa bakmış.

Karga Kargaşalı, bülbül taklidinde pek başarılı olamamış ama yılmamış. Bu kez de köyün en heybetli horozunu gözüne kestirmiş. "Bakalım horoz gibi ötmeyi becerecek miyim!" diye düşünmüş. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, köyün en yüksek çatısına, bacanın hemen yanına tünemiş. Göğsünü kabartmış, kanatlarını germiş ve "Üü-ürü-üü!" diye bağırmak istemiş. Ama ne mümkün! Boğazından çıkan, yine hırıltılı, komik bir "Gaak-gaak-gaaak!" olmuş. Horoz, Kargaşalı'nın bu halini görünce şaşkınlıkla gözlerini kocaman açmış, sonra da kahkahalarla gülmeye başlamış. Tüm köy halkı, horozun sesiyle değil, Kargaşalı'nın komik ötüşüyle uyanmış o sabah. Pencerelerden bakan köylüler de Kargaşalı'nın haline gülümsemişler. Ay dede bile gökyüzünden Kargaşalı'ya göz kırpmış, "Ne komik bir karga!" diye mırıldanmış.

Karga Kargaşalı, herkesin kendine güldüğünü görünce biraz üzülmüş. Bir kenara çekilmiş, derin derin düşünmüş. "Neden başkası gibi olmaya çalışıyorum ki?" demiş. "Benim de kendime özgü bir sesim var. Belki bülbül kadar tatlı, horoz kadar gür değil ama bu benim sesim!" O günden sonra Karga Kargaşalı, başka hiçbir kuşu taklit etmemiş. Kendi neşeli, coşkulu "Gak gak gak!" sesleriyle ötmeye başlamış. Sesi belki hala çok güzel değilmiş ama içtenmiş, samimiymiş. Köyün çocukları, onun gaklamasını duyduklarında gülümsemiş, "Karga Kargaşalı yine neşeli neşeli ötüyor!" demişler. Karga Kargaşalı anlamış ki, önemli olan başkasına benzemeye çalışmak değil, kendi özgün halini sevmek ve o halle mutlu olmakmış. Çünkü her canlının kendine has güzelliği varmış bu dünyada.

Karga Kargaşalı, kendi sesiyle etrafa neşe saçmaya devam etmiş. Rüzgar onun şarkısını dalgalara taşımış, dere şırıl şırıl ona eşlik etmiş, yıldızlar her gece ona göz kırpmış. Çocuklar uyurken, ay dede Kargaşalı'nın tatlı gaklamalarıyla onlara ninni söylemiş. İşte Karga Kargaşalı'nın bu neşeli masalı da burada sona ermiş.