Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, dağların ardında, derelerin kenarında, yemyeşil ormanların derinliklerinde, küçücük bir kulübede değil ama küçücük bir tavşan yuvasında, Tavşancık Cincik yaşarmış. Cincik, adının hakkını verirmiş, hem cin gibi akıllı hem de fıkır fıkır neşeliymiş. Ama onun en belirgin özelliği, kendini herkesten daha hızlı ve daha zeki sanmasıymış. Kulakları hep havada, burun ucu hep titreşirmiş. Hele o bembeyaz, pamuk gibi tüyleriyle, pırıl pırıl, merak dolu mavi gözleriyle herkesi kendine hayran bırakırmış. Ormanın tatlı rüzgarı dallar arasında ninni fısıldarken, dereler şırıl şırıl şarkılar söylerken, ağaçların gölgesinde Cincik de kendi hızını ve zekasını herkese göstermek için fırsat kollarmış. İçindeki enerji onu bir an bile yerinde durdurmazmış, sürekli yeni bir maceraya atılmak için bahaneler ararmış.

Günlerden bir gün, güneş gökyüzünde altın gibi parlamış, taze açan kır çiçekleri mis kokular saçmış, arılar vızır vızır neşeyle uçuşmuş. Cincik, ormanda hoplaya zıplaya gezinirken, patikada ağır adımlarla ilerleyen yaşlı Kaplumbağa Dede’yi görmüş. Kaplumbağa Dede, her zamanki gibi sabırla, yavaş yavaş ama kararlı adımlarla yol alırmış. Cincik, Kaplumbağa Dede'yi görünce hemen bir fikir atmış aklına. "Hah!" demiş kendi kendine, "İşte şimdi tüm ormana ne kadar hızlı olduğumu göstereceğim! Kaplumbağa Dede ile yarışmak, benim için çocuk oyuncağı!" Kaplumbağa Dede'nin yanına neşeyle sıçramış, "Günaydın Kaplumbağa Dede! Ne o, yine mi o ağır adımlarla gidiyorsun? Gelsene bir yarış yapalım, bakalım kim daha çabuk şu büyük meşe ağacına varacak?" diye cıvıl cıvıl konuşmuş, heyecandan minik burnu daha da hızlı titreşmiş.

Cincik'in Böbürlenmesi

Kaplumbağa Dede, yavaşça başını kabuğundan uzatmış, yaşlı gözlüğünün üzerinden Cincik'e bilgece bakmış. Derin bir nefes alıp, "Evlat," demiş sakin sesiyle, "hız her zaman önemli değildir. Önemli olan, hedefe sağ salim, emin adımlarla varmaktır. Acele işe şeytan karışır derler." Ama Cincik dinlememiş ki! Kulaklarını dikmiş, patileriyle toprağı tırmalamış. "Boş ver şimdi bu eski lafları, Dede! Ben şimdiden kazandım bile! Hazırlan, başlıyoruz!" diye böbürlenmiş. Yarış başlamış. Cincik bir ok gibi fırlamış, arkasında toz bulutları bırakarak hızla ilerlemiş. Kaplumbağa Dede ise ağır adımlarla, hiç acele etmeden yoluna devam etmiş. Cincik koşmuş, koşmuş, o kadar hızlıymış ki rüzgar bile arkasından yetişememiş, dallar ona yol vermiş sanki. Ama o kadar heyecanlı ve kendine güvenliymiş ki, önündeki küçük dereyi ve üzerindeki kaygan taşları fark etmemiş bile, sadece bitiş çizgisine odaklanmış.

Dere kenarına gelince, Cincik durmak yerine, "Ben bu dereyi tek atlayışta geçerim, hem de hiç zorlanmadan!" diye düşünmüş. Derenin şırıldayan suyu ona "Dur, dikkat et!" diye fısıldamış sanki ama Cincik dinlememiş. Büyük bir sıçrayış yapmış, tüm gücüyle havaya fırlamış. Ah, ne yazık ki! Cincik, dereyi geçememiş, tam ortasındaki çamurlu, sığ bir birikintiye “Plaaank!” diye düşmüş. Bembeyaz, pamuk gibi tüyleri baştan aşağı çamur içinde kalmış, minik burnu ve perçemleri bile çamurlanmış, gözleri şaşkınlıkla fal taşı gibi açılmış. Bu sırada Kaplumbağa Dede, dere kenarına gelmiş, sakin adımlarla, sağlam bir ağaç kütüğünden yapılmış köprünün üzerinden yavaşça ve güvenle karşıya geçmiş. Cincik'in çamurlu ve komik halini görünce hafifçe gülümsemiş, ama alaycı değil, şefkatli bir gülümseme buymuş.

Çamurlu Macera

Cincik, çamurun içinden zorlukla çıkmış. Baştan aşağı çamurlu, ama bu haline kendi de dayanamayıp kıkır kıkır gülmeye başlamış. "Galiba," demiş Kaplumbağa Dede'ye, çamurlu patilerini silmeye çalışarak, "bu sefer benim aceleciliğim ve böbürlenmem beni yaktı. Sen haklıymışsın, Dede. Bazen yavaş gitmek, düşmeden ve çamura batmadan varmaktan çok daha iyidir." Kaplumbağa Dede, sevgiyle Cincik'in çamurlu patisine dokunmuş. "Önemli olan ders çıkarmak, evlat," demiş, "her düşüş bir öğreniş, her hata bir bilgelik tohumudur." O gün tüm orman hayvanları, Cincik'in bu komik halini konuşmuş ama kimse ona kızmamış, aksine Cincik'in neşeli ve biraz sakar hallerine hep birlikte gülüşmüşler. Cincik de çamurlu halini umursamadan onlara katılmış, kahkahaları ormanda yankılanmış.

Cincik o günden sonra biraz daha dikkatli olmuş, acele etmeden önce iki kere düşünmüş ama yaramazlıklarından ve neşesinden de asla vazgeçmemiş. Yine ormanda hoplaya zıplaya dolaşmış, yine tüm hayvanlarla şen şakrak oynamış. Rüzgar ona şarkılarını mırıldanmış, yıldızlar her gece ona göz kırpmış, dereler ona ninni söylemiş. Böylece Tavşancık Cincik'in komik ve ders dolu maceraları bir süre bitmiş, dinleyenlerin gönlüne neşe düşmüş, bu masal da burada sona ermiş. Ne güzel bir masalmış, değil mi?

Dostluk ve Neşe

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Sessiz Ay Masalı

Sessiz Ay Masalı

Elif'in Ay Dede'nin sessizliğini bozmak için çıktığı sevgi dolu bir macera. Geleneksel Türk masalı tadında, çocuklara ilgi ve sevginin gücünü öğreten sıcak bir uyku masalı.