Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken... Uzak diyarların, yemyeşil ormanların en şirin köşesinde, adı Muzo olan, yaramaz mı yaramaz, komik mi komik bir maymun yaşarmış. Ormanın her köşesini karış karış bilir, her ağacın en yüksek tepesine bile bir çırpıda tırmanırmış. Gündüzleri, güneşin altın rengi ışıkları dalların arasından süzülürken, Muzo bir daldan diğerine atlar, ormanın neşeli şarkısına kendi cıvıltılarını katarmış. Rüzgar, yapraklar arasında ninni fısıldar, dere şırıl şırıl şarkılar söyler, kuşlar cıvıl cıvıl ötüşürmüş. Gece olup da gökyüzüne milyonlarca yıldız dizilince, Muzo'ya göz kırpar, onun tatlı yaramazlıklarını gülümseyerek izlermiş.

Muzo'nun en sevdiği şey, ormandaki herkesi güldürmekmiş. Bazen koca göbeğini kaşıyan tembel ayıya taklalar atar, onu kahkahalara boğarmış. Bazen de yavaşlığıyla meşhur salyangozun yanından hızla geçerek, onu şaşırtırmış. Patates çuvalı gibi yuvarlanır, sonra da kendi yaptığı bu komik duruma en çok kendisi gülermiş. Ama Muzo'nun bir de muzlara olan düşkünlüğü varmış ki, sormayın gitsin! Sapsarı bir muz gördü mü gözü başka hiçbir şeyi görmez, aklı fikri o lezzetli ödülde kalırmış. Bu yüzden bazen küçük muziplikler yapmaktan da geri durmazmış.

Muzo'nun Orman Keyfi

Bir gün, güneş tepede ışıl ışıl parlamış, altın gibi parıldayan bir gün başlamış. Kuşlar, sabah konserlerine çoktan başlamış, ormanı şenlendiriyormuş. Muzo, ormanın derinliklerinde, daha önce hiç gitmediği bir patikada dolaşırken, gözleri faltaşı gibi açılmış. Uzakta, şimdiye dek hiç görmediği kadar büyük, sapsarı muzlarla dolu, dalları yere değecek kadar ağırlaşmış bir ağaç görmüş. Bu ağaç, sıradan bir ağaç değilmiş. O, ormanın en yaşlı ve en bilge sakinlerinden, kocaman gözlü, bembeyaz tüyleriyle Bilge Baykuş'un gözbebeği, adeta bir hazinesiymiş. Bilge Baykuş, o ağaçtaki en güzel, en tatlı muzları, sadece ormanda çok özel bir olay olduğunda, örneğin bir şenlikte ya da bir arkadaşının doğum gününde, herkesle paylaşmak için özenle saklarmış. Muzo, o parıl parıl parlayan muzları görünce dayanamamış, aklı fikri o lezzetli ödüle takılmış. "Şu muzlardan bir tanecik alsam ne olur ki? Kimse görmez, kimse bilmez," diye düşünmüş kendi kendine, kalbi pır pır çarparak.

Muzo ve Bilge Baykuş'un Muz Ağacı

Usulca, adeta bir kedi gibi sessizce ağaca tırmanmaya başlamış. Bir yandan da Bilge Baykuş'un dikkatini dağıtmak için "Gıdak gıdak! Bakın ne komik kurbağa taklidi yapıyorum, bir de tavşan gibi zıplıyorum!" diye garip sesler çıkarmış. Bilge Baykuş, ağacın en tepesindeki, yosunlarla kaplı yuvasından uykulu uykulu, ama her şeyi gören gözleriyle aşağıya doğru bakmış. "Muzo, yine ne işler karıştırıyorsun bakalım? O muzlar sana mı ait?" diye sormuş bilgece, sesinde tatlı bir uyarı varmış. Muzo, masum görünmeye çalışarak, "Aaa, ben mi? Hiçbir şey Bilge Baykuş amca! Sadece spor yapıyorum, kollarımı güçlendiriyorum, kaslarımı geliştiriyorum," demiş, ama bir yandan da en büyük muzlardan birine doğru, parmak uçlarında uzanıyormuş. Tam bir tanesini koparacakmış ki, bastığı ince dal "çatır!" diye bir sesle kırılmış. Muzo, "Ayyy!" diye kocaman bir çığlık atmış ve koca bir gürültüyle yere yuvarlanmış. Yere düşerken, ağaçtaki olgun muzların bir kısmı da etrafa, çimenlerin üzerine saçılmış. Bütün orman sakinleri, Muzo'nun bu sakarlığına önce şaşırmış, sonra da kendilerini tutamayarak kahkahalarla gülmüş. Tembel ayı bile uykusundan uyanmış, Muzo'nun haline gülmüş.

Muzo'nun Dersi

Bilge Baykuş, ağacın tepesinden aşağıya doğru süzülmüş, bembeyaz tüyleri rüzgarda hafifçe dalgalanarak Muzo'nun yanına konmuş. Gözlerinde ne kızgınlık ne de öfke varmış, sadece derin bir anlayış parıldıyormuş. "Muzo," demiş yumuşacık bir sesle, sanki bir ninni fısıldar gibi, "Her şeyin bir zamanı ve bir adabı vardır. Başkalarının hakkına saygı duymak, izinsiz bir şeyi almamak çok önemlidir. Çünkü her şeyin bir sahibi vardır ve o sahibi senden önce düşünmüştür. Paylaşmak ise, inan bana, çok daha güzeldir. Hem karnını hem de ruhunu doyurur." Muzo, Bilge Baykuş'un sözleri karşısında utancından kıpkırmızı kesilmiş, başını öne eğmiş. "Haklısınız Bilge Baykuş amca, çok üzgünüm. Bir daha asla izinsiz bir şey almayacağım," demiş, sesi kısık çıkmış. Yere saçılan muzları tek tek toplamış, dikkatle Bilge Baykuş'a uzatmış. Bilge Baykuş, Muzo'nun pişmanlığını görünce içten bir gülümseme yollamış, Muzo'ya en olgun, en tatlı muzlardan birini vermiş. "Al bakalım, afiyetle ye," demiş. "Ama unutma, arkadaşlarınla da paylaşmak, seni daha mutlu eder, kalbini ısıtır." Muzo, o günden sonra dersini almış. Yaramazlıkları bitmemiş belki ama artık muzları izinsiz almaz, herkesle paylaşmayı severmiş. Ormanda ne zaman bir şenlik olsa, Muzo ilk koşan olur, herkesle muzlarını paylaşır, neşe saçarmış. Ve bu komik maymunun masalı da burada sona ermiş, kulak veren herkese tatlı düşler, neşeli uykular getirmiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Keloğlan ve Sihirli Taş

Keloğlan ve Sihirli Taş

Keloğlan ve Sihirli Taş masalı, Keloğlan'ın sihirli bir taşla köyüne ve annesine yardım etmesini, gerçek mutluluğun paylaşmakta ve iyilikte olduğunu öğrenmesini anlatır.