Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda, yeşillikler içinde bir köyde, Keloğlan adında zeki mi zeki, sevimli mi sevimli bir delikanlı yaşarmış. Anacığıyla birlikte küçük, şirin bir evde oturur, gönlü geniş, aklı keskin bu Keloğlan, herkesin derdine çare bulurmuş. Rüzgar bile onun hikayelerini mırıldanır, dereler şırıl şırıl şarkı söyler, yıldızlar her gece ona göz kırparmış.

Bir gün Padişah'ın sarayından kötü bir haber gelmiş dört bir yana. Padişah'ın gözü gibi baktığı, atalarından kalma, nesilden nesile geçen kıymetli mi kıymetli bir mücevher kutusu esrarengiz bir şekilde kaybolmuş. Padişah derin bir kedere boğulmuş, Vezirler, Ağalar ne yapsalar da kutuyu bulamamışlar. Tellallar köşe bucak, 'Kim bu kutuyu bulana yardım ederse, Padişah onu layıkıyla ödüllendirir!' diye bağırmışlar.

Bu haber Keloğlan'ın kulağına kadar ulaşmış. Anacığı, 'Oğlum, sakın bu işlere karışma, Padişah'ın işi çetin olur, başın belaya girer!' diye telaşlanmış. Ama Keloğlan'ın aklı bir kere o kutuyu bulmaya takılmıştı ya, durur mu hiç? Köyün meydanındaki ulu çınarın altına oturmuş, düşünmüş taşınmış. Zihni fıldır fıldır dönmüş. 'Bu kutuyu çalan kişi, kolay kolay kendini ele vermez,' demiş kendi kendine. 'Ama her hırsızın bir zaafı vardır, işte o zaafı bulup ortaya çıkarmak gerek.' İşte o an, Keloğlan'ın kafasında parlak bir fikir belirmiş, tıpkı gecenin karanlığında beliren bir yıldız gibi.

Keloğlan'ın Akıllı Düşünceleri

Ertesi sabah erkenden yola koyulmuş Keloğlan. Yollarda kuşlar ona neşeli şarkılar söylemiş, çiçekler mis kokularıyla yolunu süslemiş. Padişah'ın sarayına varmış, usulca huzuruna çıkmış. Padişah, Keloğlan'ı görünce şaşırmış. 'Sen mi geldin Keloğlan, bu çetin işe mi talip oldun?' diye sormuş. Keloğlan saygıyla eğilmiş. 'Padişahım,' demiş, 'kutunuzu bulmak için size küçük bir oyun oynamamız gerek. Ama bu oyunun sırrı kimselere açıklanmayacak. Tüm saray halkını, büyükten küçüğe, bu akşam yemekten sonra sarayın avlusunda toplamanızı rica ederim.' Padişah, Keloğlan'ın gözlerindeki kararlılığı görünce, kalbine bir umut ışığı doğmuş, kabul etmiş.

Padişah'ın Huzurunda Keloğlan

Akşam olduğunda, sarayın avlusu tıklım tıklım dolmuş. Keloğlan, avlunun ortasında dev bir kazan kurdurmuş, içine su doldurup ateş yaktırmış. Su fokur fokur kaynamaya başlamış. Sonra elinde birkaç tane sıradan taşla gelmiş. Herkesin şaşkın bakışları arasında yüksek sesle konuşmuş: 'Ey Padişahım'ın kıymetli halkı! Bu gördüğünüz taşlar sihirli taşlardır. Kim bu kutuyu çaldıysa, elindeki bu taşı kaynar suya attığında taşın rengi kararır, su da simsiyah kesilir! Kim çalmadıysa, taşı pırıl pırıl parlar, su da berrak kalır!' Herkesin gözü Keloğlan'ın elindeki taşlardaymış. Birer birer herkes sıraya girmiş, taşlarını suya atmışlar. Keloğlan her birinin yüzüne dikkatle bakmış. Ve işte o an, bir adamın sırası gelmiş. Eli titrek, yüzü bembeyaz kesilmiş, gözlerini Keloğlan'dan kaçırarak suya taşı atmış. Taşın rengi değişmemiş, su da berrak kalmış. Ama o adamın kalbi öyle hızlı atmış ki, sanki göğsünden fırlayacakmış gibi. Keloğlan'ın keskin gözleri bu korkuyu, bu endişeyi hemen yakalamış.

Hırsızın Ortaya Çıkışı

Keloğlan adamı işaret etmiş. 'İşte hırsız bu adamdır Padişahım!' diye haykırmış. 'Sihirli taşlar değil, suçluluk duygusu onu ele verdi! Vicdanı onu rahat bırakmadı!' Adam, yakalandığını anlayınca diz çökmüş, gözleri yaşlarla dolmuş, hemen itiraf etmiş ve kutunun yerini söylemiş. Meğer kutuyu, bahçedeki eski bir kuyunun dibine saklamış. Padişah'ın mücevher kutusu sapasağlam bulunmuş. Padişah o kadar sevinmiş ki, Keloğlan'ı altınlarla, ipek kumaşlarla ödüllendirmiş, onu bir kahraman ilan etmiş. Keloğlan da aldığı ödüllerle anacığının yanına dönmüş, köy halkı onu davullarla zurnalarla karşılamış, sevinçten havalara uçmuşlar. Böylece Keloğlan, zekasıyla bir kez daha kötülüğün karşısında dimdik durmuş, doğruluk ve akıl her zaman galip gelirmiş.

Bu masal da burada bitmiş, akılların ışığı hiç sönmesin, her zaman iyilik kazansın diyerek... Kim bilir, belki de bir gün siz de Keloğlan gibi akıllı bir planla büyük bir iş başarırsınız, ne dersiniz?

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Minik Mühendis

Minik Mühendis

Minik Mühendis Can'ın hikayesiyle tanışın. Eski köy köprüsünü onaran, hayal gücü ve azmiyle köyüne neşe getiren bu minik kahramanın ilham veren masalı.