Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, şirin bir Anadolu köyünde anasıyla yaşayan Keloğlan adında iyi yürekli bir genç varmış. Keloğlan’ın saçı yokmuş ama aklı pek çokmuş, kalbi ise altın gibi parıldarmış. Fakirmişler ama her zaman şükretmesini, elindekilerle yetinmesini bilirlermiş. Bir gün Keloğlan’ın anası ağır bir hastalığa yakalanmış, yatağa düşmüş. Keloğlan anasını iyileştirmek, evlerine biraz yiyecek ve şifa getirmek için çaresizce yola koyulmuş. Yüreğinde hem bir hüzün hem de umut taşıyormuş.

Dağ taş demeden yürümüş, patikalardan geçip ormanların derinliklerine dalmış. Hava ılık, güneş nazikçe parıldarmış. Ağaçlar usul usul sallanır, yaprakları rüzgârın fısıltısıyla ninni söyler gibi hışırdarmış. Dere pırıl pırıl akarken, taşlara çarpa çarpa neşeli şarkılar mırıldanırmış. Keloğlan susuzluğunu gidermek için bir derenin kenarına varmış, eğilip avucuyla su içmiş. O sırada suyun içinde pırıl pırıl parlayan, avuç içi kadar yuvarlak, lacivert renkli bir taş görmüş. Taş öyle güzelmiş ki, gören gözlerini ondan ayıramazmış, sanki yıldız tozlarından yapılmış gibiymiş. Keloğlan merakla uzanıp taşı almış. Taş eline değince sıcacık olmuş, sanki içinde küçük bir hayat, bir neşe barındırıyormuş.

Keloğlan ve Sihirli Taşın Keşfi

Keloğlan, bu taşın sıradan bir taş olmadığını hemen hissetmiş. Acaba sihirli miymiş? Aklına ilk önce çok sevdiği anası gelmiş. "Keşke anam iyileşse de eski sağlığına kavuşsa, evimiz de bir daha hiç aç kalmasa, bereketlense," diye içinden geçirmiş. Gözlerini açtığında bir de ne görsün! Anası yatağından kalkmış, dimdik ayakta duruyormuş, yüzünde güller açmış, eski neşesi geri gelmiş. Evleri de çeşit çeşit yiyecekle, taptaze sebzelerle, sıcacık ekmeklerle dolup taşmış. Keloğlan sevinçten havalara uçmuş, anasına sıkıca sarılmış. Meğer sihirli taş, temiz kalpli dilekleri anında gerçekleştirirmiş!

Keloğlan taşı sadece kendisi ve anası için kullanmak istememiş. Köyde büyük bir kuraklık başlamış, tarlalar çatlamış, ekinler kurumuş, hayvanlar susuz kalmış. Köylüler kara kara düşünüyor, ne yapacaklarını bilemiyorlarmış. Keloğlan bu durumu görünce dayanamamış, sihirli taşını avucuna almış, bütün kalbiyle "Keşke köyümüze bol bol su gelse de tarlalarımız yeniden yeşerse, çeşmelerimiz coşsa!" diye dilemiş. O an gök gürlemiş, şimşekler çakmış ve bereketli bir yağmur başlamış. Kurumuş dereler coşmuş, çeşmelerden şarıl şarıl su akmış, toprak canlanmış. Köylüler sevinçle birbirlerine sarılmışlar, Keloğlan'a minnettar dualar etmişler. Keloğlan, onların yüzündeki tebessümü görünce, kalbinin en derin yerinde tarifsiz bir mutluluk hissetmiş.

Keloğlan Köye Hayat Veriyor

Keloğlan taşı köydeki fakir fukaraya, darda kalana yardım etmek için kullanmaya devam etmiş. Kimin çatısı akıyorsa tamir ettirmiş, kimin yiyeceği yoksa sofrasını çeşit çeşit nimetlerle doldurmuş. Herkes Keloğlan'ı çok sevmiş, ona büyük bir saygı duymuş. Onun bu iyilikleri köyün huysuz ve cimri Bey'inin kulağına gitmiş. "O sihirli taş bende olmalı, onunla daha çok zengin olmalıyım," diye hırs yapmış, gözlerini para bürümüş. Keloğlan'ı bir oyunla kandırarak taşı elinden almış. Bey, taşı eline alır almaz kendine altından dağlar, ipekten köşkler dilemiş. Ama ne kadar dilek dilese de Bey'in yüzü bir türlü gülmemiş, kalbi hep boş ve mutsuz kalmış. Çünkü taş, kötü niyetli bir elden güçsüzleşmiş, tüm sihri yok olup sıradan, soğuk bir taşa dönüşmüş.

Bey, aradığı mutluluğu bulamayınca, taşı Keloğlan'a geri vermiş, "Bu taş bende işe yaramıyor, ne kadar istesem de bana mutluluk getirmiyor," demiş. Keloğlan taşı geri almasına rağmen, artık onunla bir daha dilek dilememiş. Çünkü en büyük zenginliğin mal mülk değil, başkalarına yardım etmek, onların yüzündeki gülümsemeleri görmek ve sevgi dolu bir kalp taşımak olduğunu anlamış. Köylüler Keloğlan'ı hiç yalnız bırakmamış, onu hep desteklemişler. Keloğlan da onlarla birlikte çalışıp çabalamış, sofrasını paylaşmış, her işe koşmuş. Böylece Keloğlan, sihirli taşa ihtiyaç duymadan da mutlu olmanın, gerçek bir zenginlik içinde yaşamanın yolunu bulmuş. Yüreğindeki iyilik, en sihirli taşlardan bile değerli bir hazineymiş.

Keloğlan'ın Mutluluk Dolu Köyü

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. İşte bu da Keloğlan'ın iyilikle dolu, sıcacık bir masalıymış. Bu masal da burada bitmiş, kulaktan kulağa yayılsın diye.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

İlk Arkadaşlık Hikâyesi

İlk Arkadaşlık Hikâyesi

Elif'in ormanda bir sincapla kurduğu ilk arkadaşlık hikayesi. Sevgi ve şefkatle dolu bu geleneksel Türk masalı, dostluğun her yerde bulunabileceğini anlatıyor.