Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarlarda şirin bir köy varmış. Bu köyde, akıllı mı akıllı ama biraz da aceleci bir Keloğlan yaşarmış. Keloğlan, her işi çabucak bitsin istermiş, beklemeyi pek sevmezmiş. Onun bu aceleciliği yüzünden bazen işleri istediği gibi olmaz, bazen de yarım kalırmış. Köy halkı ona sık sık, "Keloğlan, Keloğlan, sabır! Her şey vaktini bekler," der dururmuş ama Keloğlan'ın kulakları pek duymazmış bu sözleri.
Bir sabah, köyün bilge ihtiyarı Dede Korkut, Keloğlan'ı yanına çağırmış. Dede'nin yüzü güneşi görmüş toprak gibi sıcacık, gözleri ise yıldızlar kadar parlakmış. Keloğlan'a bir görev vermek istediğini söylemiş. "Keloğlanım," demiş Dede, sesi pınarlar gibi berrak, "Şu küçücük, kuru toprağa bir fidan dikeceksin. Sonra da her gün, ama her gün, sadece bir damla suyla sulayacaksın onu. Ve sakın çiçeği acele etmeden, sabırla büyümesini bekleyeceksin." Keloğlan şaşkınlıkla Dede'nin yüzüne bakmış. Bir damla suyla mı fidan büyürmüş? Bu ne uzun, ne bitmez bir bekleyişmiş!

Keloğlan, Dede'nin sözünü dinlemiş, fidanı dikmiş. İlk başlarda sıkılmış, canı daralmış. Her gün bir damla suyu zorla taşırmış. Fidan bir türlü büyümezmiş gibi gelirmiş ona. Toprak susamış, çatlamış dururmuş. Rüzgar, Keloğlan'ın saçlarını okşarken usulca fısıldarmış, "Sabret Keloğlan, her damla bir umut taşır, her bekleyiş bir güzellik doğurur." Güneş, tepeden sıcacık gülümser, "Büyüyecek, büyüyecek, vakti gelince çiçek açacak," dermiş sanki. Keloğlan bazen vazgeçmek istemiş ama Dede'nin güven dolu bakışları aklına gelirmiş.

Bir gün, Keloğlan komşusunun sabırla ilmek ilmek ördüğü sepetleri, annesinin yünleri sabırla dokuyarak ortaya çıkardığı rengarenk halıları görmüş. Anlamış ki, güzel ve kalıcı olan her şey zaman, emek ve en önemlisi sabır istermiş. O günden sonra fidanına daha bir özenle bakmaya başlamış. Her damla suyu sevgiyle, şefkatle toprağa bırakmış. Günler günleri kovalamış, aylar ayları. Bahar gelmiş, kış gitmiş, dereler şarkı söylemiş, kuşlar yuva kurmuş. Bir sabah, Keloğlan fidanına bakmaya gittiğinde ne görsün? Fidanın küçücük bir dalında ufacık, rengarenk, mis kokulu bir çiçek açmış! Keloğlan'ın içi sevinçle dolmuş, koşarak Dede'nin yanına gitmiş.

Dede Korkut, Keloğlan'ın parlak gözlerine bakmış, sevgiyle gülümsemiş. "Gördün mü Keloğlanım?" demiş, "Sabır, en güzel meyveleri veren ağaç gibidir. Acele edenler dalından düşürür, sabredenler olgunlaşmasını bekler ve en tatlı meyveye ulaşır." O günden sonra Keloğlan daha sabırlı, daha dikkatli olmuş. İşlerini özenle yapar, sonuçlarını beklemeyi öğrenmiş. Köyde ona artık "Ne de sabırlı oldu bu Keloğlan!" derlermiş. Keloğlan o gün anladı ki, her şeyin bir zamanı varmış, sabırla beklemek en kıymetli hazineymiş. İşte bu masal da burada bitmiş, dileyenler sabrın değerini anlamış, anlamayanlar da bir gün anlarmış.