Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde değil, taa bizim diyarımızın şirin mi şirin bir köyünde, Can adında yaramaz mı yaramaz, bir o kadar da tatlı bir çocuk yaşarmış. Can'ın yanakları al al, gözleri pırıl pırıl, gülüşü güneş gibi aydınlıkmış. En sevdiği oyuncağı, rengarenk çizgili, ışıl ışıl parlayan bir topu varmış. Bu top, Can'la beraber ne maceralara atılırmış kim bilir; dere kenarında seksek oynar, tarlalarda peşinden koşar, her köşede onunla yeni bir oyun kurarmış. Topu, Can'ın en yakın arkadaşı, en büyük sırdaşıymış.

Bir bahar sabahı, güneşin ilk ışıkları dağların ardında bir tüy gibi hafifçe belirmiş, köyün üzerine altın rengi bir örtü sermiş. Kuşlar, dallarda neşe içinde cıvıl cıvıl ötmüş, dere şırıl şırıl şarkılar söyleyerek köyün içinden akıp gitmiş. Can, topuyla bahçede oynarken, öyle bir tekme atmış ki topa, top havalanmış da havalanmış, bulutları delip geçmiş gibi gökyüzünde bir noktaya dönüşmüş, sonra da gözden kaybolmuş. Can, küçük kalbi hızla çarparak şaşkınlıkla bakakalmış masmavi gökyüzüne. Topu gitmişti, sanki sihirli bir el onu alıp götürmüştü. Can'ın minicik gözleri dolmuş, dudakları bükülmüş, kalbi pır pır atmış hüzünden.

Rüzgar, Can'ın kulağına tatlı tatlı fısıldamış, saçlarını okşayarak sanki "Üzülme Can, belki de topun sadece küçük bir gezintiye çıkmıştır," der gibiymiş. Annesi, Can'ın bu halini görünce yanına gelmiş, yanaklarına bir öpücük kondurmuş. "Neden bu kadar kederlisin benim kuzum?" diye sormuş şefkatle. Can, topunun taa uzaya gittiğini, bir daha asla geri gelmeyeceğini söylemiş, sesi titrek titrek çıkmış. Annesi şefkatle gülümsemiş, Can'ın saçlarını okşamış. "Belki de topun sadece küçük bir yolculuğa çıkmıştır, evladım. Akşam olunca yıldızlara soralım, onlar her şeyi bilir, her sırrı saklar," demiş. Can, annesinin sözleriyle biraz olsun rahatlamış, içindeki hüzün bulutu yavaşça dağılmış.

Can'ın Topu Gökyüzünde Kayboldu

Akşam olmuş, köyün üzerine loş bir örtü serilmiş. Ay dede, gümüşi ışıklarıyla gökyüzüne tırmanmış, etrafına sayısız yıldız toplayarak parlamaya başlamış. Yıldızlar tek tek göz kırpmış, sanki Can'a bir şeyler anlatmak ister gibiymiş. Can, penceresinden dışarı bakmış, gökyüzünün sonsuzluğuna dalmış, gözlerini yıldızlardan ayıramamış. Topu nerede acaba diye merak etmiş, hayaller kurmuş. O sırada, en parlak yıldızlardan biri, sanki Can'a doğru daha bir ışıldamış, diğerlerinden daha bir parlamış. Can, içinden bir dilek tutmuş, bütün kalbiyle fısıldamış: "Ne olur topum geri gelsin, ne olur, lütfen!" demiş. O gece rüyasında, rengarenk topunu görmüş. Top ayın etrafında nazlı nazlı dans ediyor, yıldızlarla el ele saklambaç oynuyormuş. Topu hiç yalnız değilmiş, uzayın derinliklerinde çok eğleniyormuş, yeni arkadaşlıklar kuruyormuş. Can, rüyasında topunun kahkahalarını duymuş, içi ferahlamış.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmış Can, yatağından fırlamış, kalbi heyecanla çarparak hemen bahçeye koşmuş. Gözleri dört dönmüş, topunu aramış. Bir de ne görsün! Bahçenin tam ortasında, çimlerin üzerinde, çiğ damlalarıyla pırıl pırıl parlayan, rengi biraz daha bir parlaklaşmış, sanki minik yıldız tozlarıyla bezenmiş topu duruyormuş. Top sanki uzay tozlarıyla kaplanmış, daha da büyülü, daha da özel görünüyormuş. Can, topunu kucaklamış, yüzünü topuna sürmüş, kalbi sevinçle dolmuş taşmış. Topu geri gelmişti! Sanki uzaydan gelen gizemli bir hediye gibiydi.

Uzaydan Gelen Topun Sevinci

Can, topunu annesine göstermiş, annesi de topun etrafındaki o pırıltılı tozlardan gözlerini alamamış. "Bak anne, topum geri geldi! O uzayda maceralar yaşamış, yıldızlarla oynamış!" demiş Can, gözleri parlayarak. Annesi de gülümsemiş, "Evet evladım, bazen en çok sevdiğimiz şeyler, bize geri dönmeden önce küçük bir yolculuğa çıkarlar," demiş. Can, o günden sonra topunu daha bir özenle saklamış, her oyununda ona daha çok değer vermiş. Ama o top artık sadece bir top değilmiş. O, uzayı görmüş, yıldızlarla tanışmış, ay dedeyle sohbet etmiş, gizemli bir yolculuktan dönmüş bir topmuş. Can, ne zaman topuyla oynasa, sanki uzayda kaybolan topunun maceralarını yeniden yaşarmış, her tekmesinde yıldızların pırıltısını hisseder gibi olurmuş.

Bazen, topuyla oynarken yukarı bakarmış, yıldızlar da ona göz kırparmış, "Sıradaki macera ne, küçük kaşif?" der gibi. Can, artık biliyormuş ki, kaybolan her şey aslında bir yerlerde yeni maceralar yaşıyormuş, ve bazen sadece sabırla beklemek, en güzel sürprizleri getirirmiş. Dünya kocaman bir masal kitabıymış, ve her şeyin içinde bir hikaye, her hikayenin içinde bir mucize varmış. Can, topu sayesinde bu sırrı öğrenmişti.

Can ve Yıldızların Sırrı

İşte böylece Can, uzayda kaybolan topunun gizemli hikayesiyle, her gece tatlı uykulara dalmış. Bu masal da burada bitmiş, size de bol bol düşler, neşeli oyunlar ve her şeyin içinde bir parça sihir olduğunu unutmamanızı dilemiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Sessiz Uyku Ormanı

Sessiz Uyku Ormanı

Uykusu gelmeyen Elif'in, Sessiz Uyku Ormanı'nın sihirli ninnisini bulmak için çıktığı huzurlu yolculuğun geleneksel Türk masalı.