Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak diyarlarda değil, tam da yanı başımızdaki yemyeşil bir vadide, küçük, şirin bir köyde Can adında sevimli bir çocuk yaşarmış. Can, geceleri penceresinden gökyüzüne bakmayı pek severmiş. Ay dede gümüşten bir tabak gibi parlar, yıldızlar ona pırıl pırıl göz kırpar, hafif esen rüzgar ise kulaklarına tatlı tatlı ninni fısıldarmış. Can hep merak edermiş, o parıldayan yıldızların ardında ne var diye? Acaba oralarda da kendisi gibi oyun oynamayı seven, kalbi sevgiyle dolu, arkadaş arayan birileri varmış? Bu düşünce yüreğini ısıtır, hayallere dalarmış.

Can'ın en büyük hayali, uzayın sonsuzluğunda, yıldızların ötesinde bir arkadaş edinmekmiş. Gece olunca yatağına uzanır, sessizce yıldızlarla konuşurmuş. "Ey parlak yıldızlar, ey gümüşi Ay," dermiş içinden, "benimle arkadaş olur musunuz? Oralarda hiç mi yalnız değilsiniz?" Bir gece, gökyüzünde diğerlerinden çok daha parlak, diğer tüm yıldızların ışığını gölgede bırakan, masmavi bir yıldız belirmiş. Sanki uzaktan Can'a özel bir davetiye gönderir gibi ışıl ışıl parlamış. Can, o yıldızın davetini, kalbinin en derinliklerinde, sımsıcak bir hisle hissetmiş. İşte o an, maceranın kapıları aralanmış.

Ertesi sabah, Can'ın içinde tarif edilemez bir sevinç ve heyecan uyanmış. Sanki o parlak yıldız ona bir yol göstermiş, bir sırrı fısıldamış. Gözlerini kapamış ve hayal gücünün sihirli kanatlarıyla gökyüzüne doğru hızla süzülmüş. Küçük, rengarenk roketine oturmuş, köyünün evlerini, yemyeşil ağaçlarını, bulutları birer birer geride bırakmış. Ay'a kocaman bir el sallamış. Etrafında rengarenk gezegenler dönermiş, bazıları kırmızıymış, bazıları turuncu, bazıları ise mavi yeşil. Kuyruklu yıldızlar gümüşi kuyruklarını sallayarak selam verip geçermiş, uzayın derinliklerinde yıldızlar ise bir orkestra gibi ahenkle şarkı söylermiş. Her yer ışıl ışıl, her yer masal gibiymiş.

Can'ın Uzay Macerası

Can, o masmavi yıldızın yakınına geldiğinde, gördüğü manzara karşısında hayretler içinde kalmış. Yıldızın etrafında pırıl pırıl parlayan, pamuk gibi bembeyaz, bulut misali, minik bir canlı uçuşup duruyormuş. Gözleri masmaviymiş, tıpkı Can'ın gördüğü yıldız gibi, ışıkla dolup taşarmış. Bu canlı, ışıl ışıl, çok sevimli bir uzay arkadaşıymış. Can, onun adının "Işıltı" olabileceğini düşünmüş ve hemen ona "Işıltı" adını vermiş. Işıltı, Can'ı görür görmez sevinçle etrafında dans etmeye başlamış, küçük, ışıklı kollarıyla Can'a heyecanla el sallamış. Can'ın kalbi mutlulukla dolup taşmış.

Can ve Işıltı hemen, sanki yıllardır arkadaşlarmış gibi anlaşmışlar. Sözcüklere, dile hiç gerek duymamışlar. Gözleriyle, içten gülümsemeleriyle ve kalplerinin o sıcacık sevgisiyle konuşmuşlar. Birlikte uzayın sonsuz, ışıltılı boşluğunda türlü oyunlar oynamışlar. Rengarenk göktaşlarının arasında saklambaç oynamışlar, halkalı gezegenlerin etrafında kahkahalarla dönmece çevirmişler. Işıltı, Can'a bilmediği yıldız kümelerini, parıldayan nebulaları, uzak galaksileri göstermiş; Can da Işıltı'ya dünyadaki yemyeşil ormanları, mis kokulu çiçekleri, cıvıl cıvıl kuş seslerini ve denizin mavi derinliklerini anlatmış. Farklı dünyalardan gelmiş olsalar da, kalpleri aynı dili, arkadaşlığın ve sevginin dilini konuşuyormuş. Ne kadar da eğlenmişler!

Işıltı ile Oyun Zamanı

Birlikte geçirdikleri her ışıltılı an, Can'a çok değerli, paha biçilmez bir şey öğretmiş. Arkadaşlık, dil, renk, ten ya da nereden geldiğinle ilgili değilmiş. Arkadaşlık, kalpten gelen karşılıklı sevgi, anlayış, saygı ve samimi bir bağlılıkmış. Işıltı, ona dünyadan ne kadar uzakta olursa olsun, bambaşka birinin de seni anlayabileceğini, seni sevebileceğini ve seninle dost olabileceğini göstermiş. Can, artık uzayın hiç de yalnız, soğuk bir yer olmadığını, aksine sevgiyle dolu bir dostluk bahçesi olduğunu anlamış. Kalbi şimdi çok daha büyük, çok daha anlayışlıymış.

Ne var ki, her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, Can'ın dünyaya dönme zamanı da gelip çatmış. Işıltı'ya sımsıkı sarılmış, ona sevgiyle veda etmiş. Gözleri dolu dolu olsa da, kalbinde sımsıcak, ışıl ışıl bir mutluluk ve anılar hazinesi varmış. Işıltı da Can'a küçük bir ışık parçası hediye etmiş, kalbinin bir köşesine saklaması, onu hiç unutmaması için. Can, küçük roketine binmiş, Işıltı ona el sallarken, Can da parlayan yıldız arkadaşına bakıp gülümsemiş. Dünya'ya döndüğünde, penceresinden gökyüzüne baktığında, artık o yıldızlar ona daha farklı, daha anlamlı parlıyormuş. Çünkü o yıldızların arasında, onun bir arkadaşı, kalbinde taşıdığı bir ışık varmış.

Vedalaşma Anı

İşte böylece Can, uzayın derinliklerinde, yıldızların ötesinde ilk arkadaşını edinmiş. Bu masal da burada bitmiş, ama arkadaşlığın, merakın ve sevginin hiç bitmediğini, kalplerde sonsuza dek yaşadığını fısıldamış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Keloğlan ve Kanaat

Keloğlan ve Kanaat

Keloğlan ve Kanaat masalı, Keloğlan'ın zenginlik hayallerinden vazgeçip elindekinin kıymetini anlamasını anlatır. Huzur veren bir Türk masalı.