Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir Anadolu köyünde Elif adında küçücük, yüreği pırıl pırıl bir kız yaşarmış. Köyün evleri kerpiçten, çatıları kiremittenmiş. Yemyeşil tarlalarda kuşlar şarkı söyler, dereden akan su şırıl şırıl çağlarmış. Elif'in gözleri yıldızlara bakar, kulakları rüzgarın ninni gibi fısıltılarına açıkmış. Gece olunca, yorganına sarılır, penceresinden gökyüzünü seyre dalarmış. En çok da geceyi, gökyüzünü, hele hele dolunayı severmiş. Ay, gökte bembeyaz, kocaman bir gümüş tepsi gibi parlar, köyün üzerine narin bir ışık serper, her köşeyi aydınlatırmış. Elif, her gece penceresinden Ay'a bakar, onunla dertleşir gibi konuşurmuş. Ona sanki Ay, bazen hüzünlü bazen de neşeli bir yüzle gülümsüyormuş gibi gelirmiş. Ama Ay'ın gülümsemesinin sırrını bir türlü çözemezmiş.
Bir akşam, Ay yine kocaman, bembeyaz yüzüyle gökyüzünde ışıl ışıl parlıyormuş. Elif, Ay'a bakarken içinden bir ses, "Ay neden gülümser ki? Hep mi mutlu olur?" diye sormuş. Bu düşünce aklına takılmış, meraklanmış. Usulca, kimseyi uyandırmadan babaannesinin odasına sokulmuş. Babaannesi, ocağın başında, dumanı tüten çayını yudumlarken, torununun gözlerindeki Ay ışıltısını ve içindeki soruyu hemen fark etmiş. Gözleri yorgun ama şefkat doluymuş.

"Babaanneciğim," demiş Elif, minik elleriyle babaannesinin buruşuk ama sıcacık elini tutarak, sesi fısıltı gibi çıkmış. "Ay neden gülümser? Bana mı, yoksa bütün dünyaya mı gülümser? Yoksa sadece iyi insanlara mı?" Babaannesi, şefkatle torununun ipek gibi saçlarını okşamış. Bir an düşünmüş, sonra başlamış anlatmaya, sesi ılık bir esinti gibiymiş. "Güzel kızım," demiş, "Ay, yeryüzünde iyilik gören, güzellik bulan her şeye gülümser. Bir kuşun yuvasına, tomurcuk veren bir çiçeğin açışına, bir çocuğun masum uykusuna, yardıma uzanan bir ele... Ay, kalbi temiz olanların gülüşünü yansıtır. Çünkü iyilik, tıpkı Ay ışığı gibi, karanlıkları aydınlatır, gönüllere ferahlık verir."
Elif, babaannesinin sözleriyle düşüncelere dalmış. Demek Ay, içimizdeki güzelliklere bakıp gülümsüyormuş. O gece yatağına uzanmış, Ay'ın pencerelerinden içeri süzülen ışığı odasını aydınlatıyormuş. Ay, her zamankinden daha parlak, daha içten gülümsüyormuş gibi gelmiş ona. Elif de Ay'a gülümsemiş. O an sanki Ay'ın ışığı, odasının içine daha bir sıcaklık, daha bir huzur doldurmuş. Gecenin sessizliğinde, Ay'ın fısıltılarını duyar gibi olmuş.

Ertesi gün Elif, köyde dolaşırken etrafına daha dikkatli, daha sevgi dolu bakmaya başlamış. Yerdeki karıncanın sabırla yiyecek taşımasını, ağaçtaki kuşun neşeyle cıvıltısını, dereden akan suyun tatlı şarkısını dinlemiş. Her birinde Ay'ın gülümsemesini saklayan bir güzellik, bir sır bulmuş. Yaşlı komşu teyzeye kuyudan su taşımış, yoldaki sivri bir taşı kenara çekmiş ki kimse takılıp düşmesin. Bir kedi yavrusunu okşamış, ona bir kap süt vermiş. Yaptığı her küçük iyilikle kalbi sıcacık olmuş, içinde kelebekler uçuşmaya başlamış.
Gün batarken, gökyüzü kırmızıdan mora çalan renklerle boyanırken, Elif yaptığı küçük iyiliklerle kalbinin nasıl da neşeyle dolduğunu hissetmiş. Akşam olunca, Ay yine gökte yerini almış, altın sarısı yıldızlar çevresinde göz kırpmış. Elif, penceresine koşmuş, heyecanla Ay'a bakmış. Ay da ona bakmış. Sanki Ay, bu kez daha bir parlamış, daha bir içten gülümsemiş. Elif o an anlamış ki, Ay'ın gülümsemesi aslında kendi kalbinden yayılan neşeyle, yaptığı iyiliklerle birleşiyormuş. İyilik yaptıkça, etrafındaki güzellikleri fark ettikçe Ay da ona daha bir parlak gülümsemiş. Bu, Ay ile Elif arasındaki tatlı bir sır olmuş.

Ve o günden sonra Elif, kalbi sevgi ve iyilikle dolup taştıkça, Ay'ın da her gece kendisine daha bir içten gülümsediğine inanmış. Ne zaman bir sıkıntı duysa, başını kaldırıp Ay'a bakarmış. Ay'ın gülümseyen yüzü ona her zaman umut verir, içini aydınlatır, tıpkı babaannesinin sıcak sözleri gibi yol gösterirmiş. Kalbindeki iyilik, Ay'ın ışığı gibi her zaman parlamaya devam etmiş. İşte bu tatlı masal da burada bitmiş, Ay'ın ışığıyla aydınlanan kalplerde, iyiliğin ve sevginin hiç bitmeyen sıcaklığını bırakmış.