Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, yemyeşil ovaların, pırıl pırıl derelerin aktığı, kuş seslerinin hiç dinmediği şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde Elif adında, gözleri yıldızlar gibi parlayan, kalbi pamuk kadar yumuşak bir kız çocuğu yaşarmış. Elif, her gece yatağına yattığında, penceresinden gökyüzüne bakmış, bulutların arasında gezinen hayaller kurmuş. Onun için gökyüzü, sayısız rüyaların saklandığı dev bir sandıkmış adeta.
Bir sabah erkenden uyanmış Elif. Güneş daha yeni doğmuş, dağların tepesini altın rengine boyuyormuş. Elif penceresini açmış, serin hava yüzünü okşamış. Tam o sırada, gökyüzünde, diğer bembeyaz, pofuduk bulutların arasında, gri renkli, küçücük, sanki biraz da hüzünlü bir bulut görmüş. Elif'in içi cız etmiş. "Acaba bu bulut neden bu kadar üzgün?" diye kendi kendine mırıldanmış.
Elif, buluta el sallamış. Bulut sanki onu fark etmiş gibi biraz daha alçalmış, Elif'in penceresine yaklaşmış. Elif cesaretini toplamış, fısıltıyla sormuş: "Küçük bulut, sen neden bu kadar kederlisin? Yoksa hiç güzel rüyaların olmadı mı?" Rüzgar, Elif'in şefkatli sözlerini bir ninni gibi fısıldayarak buluta taşımış. Bulut, minik bir yağmur damlası bırakarak cevap vermiş gibi durmuş, sanki "Evet, rüyalarım soldu," dermiş gibi. Elif'in kalbi acımış. "Benim çok güzel rüyalarım var! İstersen sana onlardan bir parça verebilirim," demiş. Bulut hafifçe sallanmış, sanki Elif'e teşekkür ediyormuş gibi.

O gece Elif, yatağına yatmadan önce, en güzel rüyalarını, en tatlı hayallerini düşünmüş. Rüyasında rengarenk çiçeklerle dolu bir bahçede koşmuş, kelebeklerle dans etmiş, derede yüzen ördek yavrularına ekmek atmış, kuşlarla şarkı söylemiş. Sabah olduğunda, Elif penceresini açmış. Gri bulut hala oradaymış ama rengi biraz olsun açılmış, kenarları hafifçe beyazlaşmış, sanki birazcık gülümser gibi duruyormuş. Elif sevinmiş. "İşte bu! Rüyam sana iyi gelmiş!" diye fısıldamış. Elif, her gece uyumadan önce, en güzel hayallerini, en tatlı dileklerini o küçük buluta göndermiş. Rüzgar, Elif'in dileklerini bir ninni gibi fısıldayarak buluta taşımış. Dere şarkılar söylemiş, yıldızlar göz kırpmış bu tatlı dostluğa.

Günler günleri kovalamış, haftalar geçmiş. Küçük gri bulut, Elif'in gönderdiği rüyalarla beslenmiş, büyümüş, bembeyaz, pamuk gibi, pofuduk bir bulut oluvermiş. Artık üzgün değilmiş, etrafa mutluluk saçıyormuş. Bir gün köyde büyük bir kuraklık başlamış. Tarlalar susuz kalmış, çiçekler boynunu bükmüş, dereler kurumuş. Köylüler çok üzgünmüş, ne yapacaklarını bilemezlermiş. Elif, penceresinden bembeyaz olmuş bulutuna bakmış. "Ey sevgili bulut, şimdi sen de bize yardım edebilir misin? Köyümüzün suya ihtiyacı var," diye yalvarmış. Bulut, Elif'in dileğini duyar duymaz, gökyüzünde neşeyle dans etmeye başlamış, sonra yavaşça köyün üzerine gelmiş. Ve usulca, ince ince, hayat veren yağmur damlaları bırakmaya başlamış. Toprak suya doymuş, çiçekler yeniden canlanmış, tarlalar yemyeşil olmuş. Köylüler sevinçle gökyüzüne bakmış, Elif'e ve gökyüzündeki o mucizevi buluta teşekkür etmişler.

Elif, küçük bir kalbin ve güzel rüyaların ne kadar büyük iyilikler yapabileceğini, küçücük bir paylaşımın kocaman bir mutluluğa dönüşebileceğini anlamış. O günden sonra hep güzel rüyalar görmeye, hayallerini paylaşmaya devam etmiş. Küçük bulut da her zaman köyün üzerinde, Elif'in penceresine yakın durmuş, dostluğun ve paylaşmanın tatlı birer simgesi olmuşlar. İşte bu da böylece tatlı bir masal olarak gönüllerde yer etmiş, kulaktan kulağa anlatıla gelmiş.