Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil ağaçların, şırıl şırıl akan derelerin olduğu, kuş sesleriyle yankılanan huzurlu bir köyde, minicik, kanatlı bir peri yaşarmış. Adı Lila’ymış. Lila’nın kanatları kelebek kanatları gibi parlarmış, gökyüzünde süzülürken etrafına pırıltılar saçarmış. Sanki her kanat çırpışında minik yıldızlar dökülürmüş.
Her sabah güneş ilk ışıklarını salınca, Lila uyanırmış. Kuş cıvıltıları ona en güzel şarkıları söylermiş, meltem rüzgarı saçlarını okşarmış. O da hiç vakit kaybetmeden kanatlarını çırpıp gökyüzüne çıkarmış. Bulutlarla saklambaç oynarmış, çiçeklerin üzerinden süzülerek bal özü toplarmış. Bütün gün sadece uçmanın keyfini yaşarmış. O kadar mutlu olurmuş ki, neşesi bütün vadiye yayılırmış. Dere şırıl şırıl ona eşlik eder, ağaçlar hafifçe sallanarak selam verirmiş.

Bir gün, Lila yine dere kenarında, en sevdiği mor menekşelerin kokusunu içine çekerek uçuyormuş. Gözü bir ceviz ağacının dibindeki minik bir sincaba ilişmiş. Sincap, ağacın dallarına uzanmaya çalışıyormuş ama ne kadar zıplasa da bir türlü yetişemiyormuş. Uzun uzun bakmış cevize, minik burnunu havaya dikmiş, üzgün üzgün mırıldanmış. Lila onu görmüş, içinden bir his ona fısıldamış: “Yardım et!” Ama Lila önce tereddüt etmiş, kendi uçma keyfini bölmek istememiş. Ne de olsa, sadece uçmak çok güzel bir duyguymuş.
Sonra sincabın üzgün bakışlarını hatırlamış. Kendi kendine düşünmüş: “Benim uçma yeteneğim var, ona yardım edebilirim. Bu benim için ne ki?” diye iç geçirmiş. Hızla sincabın yanına inmiş. Kanatları pır pır ediyormuş. “Ne oldu minik sincap?” diye sormuş tatlı bir sesle. Sincap da derdini anlatmış, en tepedeki en büyük cevizi istediğini söylemiş.

Lila, minik yüreğinde bir sıcaklık hissetmiş. Hemen kanatlarını şıkır şıkır çırpmış, ağacın en tepesine kadar uçmuş. En güzel, en büyük cevizi dikkatlice koparmış ve minik sincabın önüne bırakmış. Sincap o kadar sevinmiş ki, minnetle Lila’ya sarılmış, minik patileriyle elini sıkmış. Sevinçten bir o yana bir bu yana zıplamış durmuş.
Lila, sincabın mutluluğunu görünce kalbinin pır pır ettiğini hissetmiş. Kendi kendine sadece uçmaktan çok daha büyük bir sevinçmiş bu. Anlamış ki, bir yeteneği sadece kendi için kullanmak yerine, başkalarıyla paylaşınca mutluluk ikiye katlanırmış. Hatta kat kat artarmış. O günden sonra Lila, sadece uçmanın değil, uçarak iyilik yapmanın da keyfini çıkarmış. Kime ihtiyacı olsa, hemen yanı başında bitermiş. Rüzgar ona şefkatle yol gösterirmiş, dere ona neşe şarkıları söyler, yıldızlar her gece ona göz kırparak uykuya dalmasına yardımcı olurmuş.

Ve böylece, Lila peri, kanatlarını iyiliğe açmış, gökyüzünde bir umut ışığı olmuş. Bu masal da burada bitmiş, ama iyilik perisinin kanat çırpışları hala o dağlarda yankılanır, kalplerde çiçekler açtırırmış.