Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, dağların eteklerine kurulmuş, yemyeşil bahçeleri, berrak pınarları olan şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyün hemen yanı başında, masallardan fırlamış gibi görünen, devasa ağaçların gökyüzüne uzandığı, binbir çiçeğin kokusunun havaya yayıldığı, kuşların şen şakrak ötüştüğü, bir Periler Ormanı bulunurmuş. Köylüler bu ormana pek girmez, içindeki sırların peri padişahına ait olduğunu düşünürmüş. Rüzgar, ormanın derinliklerinden esip geldiğinde, sanki eski zamanlardan kalma ninniler fısıldarmış. Dere, taşlara çarparak yol alırken, neşeli bir şarkı söyler gibi akarmış.

Bu köyde Elif isminde, gözleri pırıl pırıl parlayan, saçları uzun örgülü, yanakları al al, meraklı bir kız yaşarmış. Elif, her sabah penceresinden ormana bakar, içindeki fısıltıları dinlermiş. Kalbi, ormanın çağrısıyla kıpır kıpır atarmış. Annesi ona, "Elif kızım, ormanın derinlikleri sırlarla doludur, dikkatli olmalı," dermiş. Ama Elif'in merakı, her uyarıdan daha güçlüymüş.

Bir gün, güneşin altın sarısı ışıkları tüm yeryüzünü ısıtırken, Elif dayanamamış. Küçük hasır sepetini koluna takmış, içine annesinin hazırladığı azıkla birlikte, iğne ipliğini de koymuş. Annesine babasına, "Köyün hemen ucundaki tarlaya gidiyorum," diyerek usulca evden ayrılmış ve kendini ormanın serin gölgesine bırakmış. Adımını attığı anda orman onu kucaklamış. Uzun boylu ağaçlar Elif'e selam vermiş, yapraklar hışırtılarıyla onu karşılamış. Mis kokulu çiçekler yolunu aydınlatmış, rengarenk kelebekler etrafında neşeyle dans etmiş. Güneş ışıkları ağaçların arasından süzülerek yere altın pullar serpiştirmiş, her yer pırıl pırıl parlamış. Elif, sanki başka bir dünyaya gelmiş gibiymiş.

Periler Ormanına Yolculuk

Yürümüş, yürümüş... Kuşların cıvıltılarına kulak vermiş, sincapların meşe palamudu saklayışını izlemiş. Derken, patikadan biraz ayrılıp, yemyeşil yosunlarla kaplı, minik bir ağacın dibine gelmiş. Orada, pırıl pırıl parlayan, ipek gibi kanatları olan, bir çiçeğin taç yaprağına oturmuş, küçücük bir peri görmüş. Peri, boncuk gibi gözlerinden yaşlar akıtarak hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş. Elif yavaşça, adeta bir kedi gibi sessizce yanına yaklaşmış. "Küçük Peri," demiş, yumuşacık sesiyle, "Neden ağlarsın böyle? Gökyüzü bile senin gözyaşlarına dayanamaz."

Küçük Peri başını kaldırmış, gözlerini ovuşturmuş. İncecik sesiyle, "Ah Elif," demiş, "Kanadım... Kanadım dikenli bir çalıya takıldı da yırtıldı. Şimdi nasıl uçacağım ben? Nasıl taşıyacağım çiğ tanelerini sabah çiçeklerine? Nasıl götüreceğim güneşin ilk ışıklarını ormanın en güzel gülüne?" Elif, perinin minicik, narin kanadına bakmış. Gerçekten de, bir kelebek kanadı kadar ince olan kanatta minicik bir yırtık varmış. Hemen aklına annesinden öğrendiği dikiş bilgisi gelmiş. Sepetinden iğne ipliğini çıkarmış. Titrek elleriyle, ama büyük bir dikkatle, perinin yırtık kanadını dikmeye başlamış. Her ilmekte Elif'in kalbi sevgiyle dolmuş.

Küçük Perinin Yardımına

Elif'in minik elleriyle peri kanadı tamir olmuş. Sanki hiç yırtılmamış gibi pırıl pırıl parlıyormuş şimdi. Küçük Peri sevinçle havalanmış, kanatlarını şakır şakır çırpmış. Gökyüzünde küçük bir dans gösterisi yapmış. "Teşekkür ederim Elif," demiş, neşeyle. "Bana öyle büyük bir iyilik yaptın ki! Bu iyiliğinin karşılığında ne dilersen yerine gelecek, söz veririm." Elif gülümsemiş. "Benim dileğim," demiş, "Bu ormanın hep böyle güzel kalması, içindeki tüm canlıların huzurla ve mutlulukla yaşaması. Bir de... Hiçbir çiçeğin susuz kalmaması." Küçük Peri de gülümsemiş. "Öyle olsun," demiş, "Senin kalbin gibi bu orman da hep ışıl ışıl kalsın, iyiliklerinle parlasın."

Vedalaşma ve Yeni Dostluk

Elif, Periye veda edip dönüş yoluna koyulmuş. Orman ona şarkılar söylemiş, ağaçlar hafifçe sallanarak yolunu aydınlatmış. Akşamüstü, güneş batmaya yüz tutarken, evine varmış. Annesiyle babası merakla onu bekliyormuş. Elif, nefes nefese, ormandaki macerasını, küçük periyi ve yaptığı iyiliği onlara anlatmış. Herkes hayretler içinde kalmış, gözleri fal taşı gibi açılmış. O günden sonra Elif, ormana daha bir saygıyla yaklaşmış, onun bir parçası olduğunu, her canlının birbiriyle bağlantılı olduğunu hissetmiş. Her gün ormanı ziyaret eder, çiçeklerin susuz kalıp kalmadığına bakar, kuşlara yem taşırmış.

İşte o günden sonra Elif, ormanın sırlarını bilen, doğayla dost, iyiliksever bir kız olarak yaşamış. Bu güzel masal da burada bitmiş. Gönüller huzurla dolsun, hayaller gerçeğe dönüşsün, her iyilik bir başka iyiliği doğursun diye, bu diyardan geçenlere selam olsun.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Kayıp Yıldızı Arayan Çocuk

Kayıp Yıldızı Arayan Çocuk

Can'ın kayıp yıldızını arayışını konu alan sıcak bir Türk masalı. Sevgi, umut ve iyiliğin en parlak yıldızdan bile değerli olduğunu anlatan bir macera.