Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yüksek dağların eteklerinde, yemyeşil bir vadide, kocaman bir çam ağacının kovuğunda, neşeli mi neşeli, çalışkan mı çalışkan bir arı kovanı varmış. Bu kovanda yaşayan binlerce vızır vızır arının arasında, minik mi minik, sevimli mi sevimli, yüreği macera dolu bir arı yavrusu yaşarmış. Adı da Minik Arı'ymış. Minik Arı'nın sarı siyah çizgili tüyleri güneş ışığında pırıl pırıl parlar, minicik, narin kanatları her çırpılışta gökkuşağı gibi renklenir, havada hafif bir melodi bırakırmış. Her sabah kovanın bal kokan kapısından dışarı süzülür, etraftaki yemyeşil bahçelerin, rengarenk çiçeklerin mis kokusunu derin derin içine çekermiş. Gözleri her zaman uzaklara, henüz keşfedilmemiş güzelliklere dalıp gidermiş.

Minik Arı'nın en büyük hayali, kimsenin görmediği, en özel, en güzel, en parlak çiçeği bulup ondan eşi benzeri olmayan bal özü toplamayı öğrenmekmiş. Bu hayal kalbinde kelebekler uçururmuş. Bir gün cesaretini toplamış, minik antenlerini oynatarak annesine ve teyzelerine veda etmiş. "Ben," demiş, cıvıl cıvıl bir sesle, "Bugün en uzaklara gidecek, en nadide çiçeği bulup kovanımıza en tatlı balı getireceğim!" Annesi şefkatle gülümsemiş, minik arının başını okşamış, "Unutma yavrum," demiş, "Gerçek güzellik her zaman etrafımızdadır, önemli olan onu kalbindeki sevgiyle görmektir. Ve her çiçek, bir armağandır." Minik Arı kanatlarını heyecanla çırpmış, hafif bir vızıltıyla gökyüzüne doğru yükselmiş, ufuklara doğru yol almış.

Arının Kovandan Ayrılışı

Minik Arı masmavi gökyüzünde süzülürken, ılık bir rüzgar yüzüne bir ninni gibi fısıldamış. "Vız vız, nereye böyle küçük yolcu? Bu kadar acele nedir?" diye sormuş sanki rüzgar, nazikçe kanatlarını okşayarak. Minik Arı neşeyle kanat çırpmış, "En güzel çiçeği aramaya gidiyorum, hiç kimsenin görmediği bir çiçeği!" demiş. Yol boyunca yemyeşil çayırların, papatya tarlalarının üzerinden geçmiş, rengarenk gelinciklerin, menekşelerin süslediği bahçelere tepeden bakmış. Bazen bir çiçeğin yanına konup kokusunu içine çekmiş, ama aradığı o özel pırıltıyı bulamamış. Bir dereden su içmeye inmiş, pırıl pırıl suya yansıyan minik yüzünü seyretmiş. Dere çağıl çağıl şarkı söyler, Minik Arı'nın yorgunluğunu, bazen içini kaplayan minik bir endişeyi alıp götürürmüş. Dere usulca, "Acele etme minik arı," dermiş, "Gerçek güzellikler sabırla ve dikkatle bulunur."

Minik Arı uçmuş, uçmuş, dağları, tepeleri aşmış... Güneş tepede altın rengi ışıklarıyla parlar, onu sıcak bir el gibi okşarmış. Bir ara kanatları biraz yorulmuş, acaba hayalindeki çiçeği hiç bulamayacak mı diye minik bir hüzün çökmüş içine. Kocaman bir yaprağın altına sığınmış, gözlerini yummuş. Ama sonra annesinin bilge sözleri yeniden aklına gelmiş: "Önemli olan onu kalbindeki sevgiyle görmektir." Derin bir nefes almış, minik kalbi umutla dolmuş ve yeniden kanatlarını çırpmış, daha da kararlı bir şekilde yükselmiş gökyüzüne. Uçarken uzakta, yemyeşil bir tepenin yamacında, diğerlerinden çok farklı, daha önce hiç görmediği parlaklıkta bir ışık, adeta parlayan bir mücevher gibi dikkatini çekmiş. Merakla ve heyecanla o yöne doğru, hızla yönelmiş.

Uzaktaki Parlayan Çiçek

Yaklaştıkça gördüğü manzara karşısında minik gözleri hayranlıkla kamaşmış. Orada, güneşin en güzel ışıkları altında, tek başına, morun en büyüleyici tonlarında, yaprakları kadife gibi yumuşak, ortası altın sarısı tozlarla dolu, etrafa mis gibi kokular saçan bir çiçek açmış duruyormuş. Çiçeğin etrafında rengarenk kelebekler zarifçe dans eder, güneş ışıkları çiçeğin her yaprağı üzerinde pırıl pırıl parıldarmış. Bu, Minik Arı'nın düşlerinde bile görmediği, hayal ettiği çiçeğin ta kendisiymiş! Kalbi sevinçle dolmuş, minik bacakları titreyerek çiçeğin üzerine konmuş, minik hortumunu uzatarak tatlı mı tatlı, berrak mı berrak bal özünü dikkatlice toplamış. Çiçek de Minik Arı'nın bu nazik ve sevgi dolu ziyaretine gülümsemiş, en güzel kokusunu ve en tatlı özünü ona cömertçe sunmuş.

Minik Arı sevinçle dolmuş, peteklerini bu özel bal özüyle doldurmuş. Artık dönüş vaktiymiş. Akşam güneşi batarken, gökyüzü turuncunun, pembenin ve morun en güzel renklerine bürünmüş, adeta bir ressamın paleti gibiymiş. Uzaktaki ilk yıldızlar birer birer göz kırpar, Minik Arı'ya kovanına giden yolu gösterirmiş gibi pırıldarmış. Kovanına döndüğünde, diğer arılar onu büyük bir merak ve sevinçle karşılamış. Minik Arı heyecanla bulduğu o eşsiz çiçeği, yaşadığı macerayı ve topladığı balın eşsiz tadını uzun uzun anlatmış, getirdiği tatlı mı tatlı bal özünü kovanındaki tüm arkadaşlarıyla paylaşmış. Herkes Minik Arı'nın cesaretine, azmine ve kalbindeki o büyük sevgiye hayran kalmış. O günden sonra Minik Arı, her yeni güne bambaşka bir heyecanla başlar, artık her çiçeğin kendine özgü bir güzelliği olduğunu ve her birinden toplanan balın ayrı bir lezzeti olduğunu bilerek şen şakrak vızıldarmış. Minik kalbi her zaman güzellikleri görmeye açıkmış.

En Güzel Çiçekte Bal Özü

İşte bu, minik arının kalbindeki sevgiyle çıktığı, sabırla ve azimle güzellikleri bulduğu, bal tadında, mis kokulu bir masalmış. Bu masal da burada bitmiş, okuyanlara neşe vermiş, dinleyenlere umut saçmış, tatlı rüyalar getirmiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Periler Ormanında Bir Gün

Periler Ormanında Bir Gün

Elif'in Periler Ormanı'nda yaşadığı sıcacık macerayı keşfedin. Minik bir periyle kurduğu dostluk ve doğayla iç içe öğrenilen değerli dersler.