Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil ağaçların göğe uzandığı, derelerin şırıl şırıl aktığı, kuşların cıvıl cıvıl şakıdığı şirin bir Anadolu köyünde Elif adında küçücük bir kız yaşarmış. Bu köy, güneşin en güzel doğduğu, ayın en parlak gülümsediği yerlerden biriymiş. Her sabah horozlar öter, köyün mis kokulu fırınından taze ekmek kokuları yayılırmış etrafa. Elif de bu köyün neşesi, pırıl pırıl yıldızıymış adeta.
Elif'in yanakları al al, güldüğünde gözlerinin içi parlarmış. İki örgü yaptığı saçlarının ucunda hep kırmızı kurdeleler sallanır, her adımında neşe saçarmış. Üzerindeki bembeyaz önlüğüyle, annesinin yardımıyla diktiği rengarenk çiçekli elbisesiyle köyün en sevimli, en hareketli kızıymış o. Ama Elif'in yüreğinde bir sır, aklında ise büyük bir hayal barındırıymış: Büyüyünce köyün doktoru olmak istermiş! Hasta olanlara şifa dağıtmak, yaraları sarmak, kalplere merhem olmak, acıları dindirmekmiş onun en büyük arzusu. Geceleri yatağına uzandığında, yıldızlara bakıp bu hayalini fısıldarmış usulca.
Elif'in oyunları da hep doktorluk üzerineymiş. Bahçedeki rengarenk çiçekleri tek tek muayene edermiş. Solan bir papatyayı görünce hemen minik sulama kabıyla ona bir damla su serper, "Geçmiş olsun çiçeğim, birazdan iyileşeceksin," diye şefkatle fısıldarmış. En sevdiği oyuncak ayısının kolu mu kırılmış, hemen bir bez parçasıyla sarar, ona ninniler söyleyerek uyuturmuş. Oyuncak bebeklerinin ateşini ölçer, onlara şifalı bitkilerden çaylar hazırlarmış. Rüzgar, Elif'in bu halini gördüğünde sevinçle dalları sallamış, fısıltılarla ona eşlik etmiş. Dere de şırıl şırıl şarkılar söyleyerek Elif'in oyununa katılır, güneşin altın ışıkları Elif'in minik ellerinin üzerine düşerek onu adeta kutsarmış. Akşamları ise yıldızlar Elif'in penceresinden ona göz kırpar, "Aferin küçük doktor, senin yüreğin ne kadar da kocaman," dermiş sanki.

Ancak bir gün köyde tatlı koşuşturmaların yerini hüzünlü bir sessizlik almış. Elif'in çok sevdiği, her gördüğünde ona şekerler veren, sıcacık sarılan komşusu, yaşlı Ayşe Nine'nin beli ağrımış, canı çok sıkkınmış. Ayşe Nine, köşesinde sessizce oturur, derin derin iç çekermiş. Yüzündeki gülümseme solmuş, gözlerindeki neşe kaybolmuş. Yürümekte zorlanır, iştahı da kesilmiş. Köyün doktoru ise uzak bir şehirdeymiş, hemen gelmesi mümkün değilmiş. Herkes Ayşe Nine için endişelenmiş, ne yapacaklarını bilemezlermiş.
Küçük Elif, oyun oynarken Ayşe Nine'nin bu halini görmüş, yüreği sızlamış. Koşarak evine gitmiş, annesine "Anneciğim, Ayşe Nine'm hasta, canı çok yanıyor, ona yardım etmeliyiz," demiş gözleri dolu dolu. Annesi, Elif'in şefkatli yüreğini bilse de, "Canım kızım, sen küçüksün daha, Ayşe Nine'mize gerçek doktorlar bakar," diye yanıtlamış. Annesinin sözleri Elif'i biraz üzmüş olsa da, aklı fikri Ayşe Nine'de kalmış. O küçücük yüreğiyle, bir şeyler yapması gerektiğini hissetmiş.

Elif, annesinden gizlice minik sepetini almış. Bahçeye koşmuş, en taze, mis kokulu nane yapraklarını, bembeyaz papatyaları özenle toplamış. Bir de annesinin yeni yaptığı, sıcacık mercimek çorbasından bir kase doldurmuş. Minik adımlarla Ayşe Nine'nin evine gitmiş, kapıyı yavaşça çalmış. "Ayşe Nine'm, ben geldim, yalnız değilsin," demiş içeri girerken. Ayşe Nine, Elif'i görünce şaşırmış, yüzünde hafif bir tebessüm belirmiş. Elif, Ayşe Nine'nin yanına oturmuş, minik elleriyle onun alnını okşamış, sanki ateşini ölçermiş gibi. "Sana sıcak bir çorba getirdim, mis gibi nane çayı yapacağım, iyi gelecek," demiş. Sonra da Ayşe Nine'nin çocukluğundan beri bildiği, annesinin ona anlattığı en güzel ninnileri mırıldanmaya başlamış, tatlı sesiyle.
Ayşe Nine, Elif'in sıcacık elini tutmuş, gözleri dolmuş. Elif'in küçücük bedeniyle taşıdığı bu kocaman şefkat, bu içten sevgi, en iyi ilaçtan daha tesirli gelmiş. Sıcak nane çayı boğazından geçmiş, mis kokulu mercimek çorbası içini ısıtmış. Elif'in masum ninnileriyle Ayşe Nine'nin yüzüne derin bir huzur, hafif bir gülümseme yayılmış. Beli hala biraz ağrıyormuş belki ama kalbi ferahlamış, ruhu dinlenmiş, kendini çok daha iyi hissetmiş. Elif'in küçücük elleriyle verdiği şifa, sadece bedene değil, ruha da değmiş, sanki sihirli bir dokunuş gibiymiş. Ayşe Nine, "Sen benim küçük doktorumsun," demiş Elif'in saçlarını okşayarak.

Köy halkı, bu durumu duyunca Elif'in bu kocaman yüreğine, şefkatine hayran kalmış. Demişler ki: "Gerçek doktorluk, sadece ilaç vermek değil, aynı zamanda şefkatle yaklaşmak, bir yüreği ısıtmak, yalnız olmadığını hissettirmekmiş." Küçük Doktor Elif, o günden sonra köyün gülen yüzü, şefkatli elleri olmuş. Herkes, onun büyüyeceği günü, gerçekten doktor olacağı günü iple çekmiş. Belki de o gün geldiğinde, Elif sadece bedenleri değil, kalpleri de iyileştiren bir doktor olmuş. İşte bu masal da burada bitmiş, akıp giden dere gibi, esen rüzgar gibi, kalplerden kalplere ulaşmış.