Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yüksek dağların eteklerinde, berrak derelerin kıvrımlarında kurulmuş, yemyeşil ovalara nazır, huzur dolu bir köy varmış. Bu köyde Ali adında, gözleri gökyüzü gibi berrak, yüreği pınarlar kadar temiz, sevgi dolu bir çoban yaşarmış. Ali, köyün en genç çobanlarındanmış ama sürüsüne olan düşkünlüğü, hayvanlara olan merhameti dillere destanmış. Her bir kuzuyu adıyla tanır, her bir koyunun derdini anlarmış. Onun en yakın dostu, her zor anında yanında biten, zeki mi zeki Karabaş adında bir çoban köpeğiymiş. Karabaş, Ali'nin gözünün içine bakar, ne demek istediğini anlarmış.
Her sabah güneş, dağların arkasından süzülüverir, dünyaya altın rengi ışıklarını serermiş. Dere, şırıl şırıl çağlayarak neşeli şarkılar söyler, rüzgar ise ağaçların dallarına tatlı tatlı ninni fısıldarmış. Ali de kavalını alır, o pırıl pırıl havada, yüreğinden kopup gelen en güzel ezgileri çalmaya başlarmış. Bu ezgiler, sanki dağları taşları büyülermiş. Kuzular, o tatlı nağmeler eşliğinde yemyeşil çayırlarda keyifle otlar, annelerinin peşinde neşeyle zıplar, meleşir dururlarmış. Ali'nin hayatı, sürüsüyle, doğayla iç içe, huzur içinde geçermiş.

Fakat bir gün, her şeyin yolunda gittiği sanılan bir öğleden sonra, Ali'nin yüzüne bir gölge düşmüş. Sürüsünü dikkatle sayarken, en küçük, en yaramaz, bembeyaz tüylü kuzunun eksik olduğunu fark etmiş. Bu kuzu, sürünün en neşelisi, en meraklısıymış. Ali'nin kalbi cız etmiş, içini bir endişe kaplamış. "Karabaş, Karabaş! Küçük kuzumuz yok!" diye seslenmiş. Karabaş da efendisinin endişesini hemen anlamış gibi, kuyruğunu hafifçe sallamış, kulaklarını dikmiş, dört bir yana bakınmaya başlamış. Ali, "Haydi Karabaş! Karanlık çökmeden onu bulmalıyız, annesi de onu çok merak etmiştir!" diyerek vakit kaybetmeden kuzunun izini sürmeye başlamış.
İkisi de izleri takip ederek, ormanın derinliklerine doğru yol almışlar. Gün batmaya başlamış, gökyüzü mora, turuncuya boyanmış. Ağaçlar sıklaşmış, gölgeler uzamış, sanki orman, gizemli fısıltılarla doluymuş. Ali, her bir çalılığın arkasına bakmış, her taşa dikkatle göz atmış. İçindeki korkuya rağmen, küçük kuzuyu bulma kararlılığı onu ayakta tutarmış. Ay yavaşça yükselmiş, gümüş rengi ışıklarıyla yollarına rehberlik eder gibiymiş. Yıldızlar da yukarıdan pırıl pırıl göz kırpar, Ali'ye umut verir gibiymiş. Tam da umutlarının azalmaya başladığı bir anda, çalılıkların arasından incecik bir meleme sesi ve ardından hışırtılar gelmiş. Ali'nin kalbi hızla çarpmış.

Bir de ne görsünler! Kurnaz mı kurnaz, tilki gibi tilki, kızıl tüylü bir tilki, küçük kuzuyu bir ağacın dibine sıkıştırmış, parlak gözleriyle ona bakıyormuş. Küçük kuzu, korkudan tir tir titrer, annesini arar gibi sessizce meleşirmiş. Ali'nin gözleri öfkeden parlamış ama aklını da kaybetmemiş. Hiç düşünmeden, kalbi cesaretle dolup taşmış. Elindeki çoban değneğini hızla yere vurmuş, "Ey kurnaz tilki! Benim kuzuma dokunamazsın! Buradan hemen uzaklaş, yoksa sonun iyi olmaz!" diye gürlemiş. Karabaş da Ali'nin komutuyla öyle bir havlamış ki, orman yankılanmış. Tilki, bu ani seslerden ve Ali'nin kararlı duruşundan şaşkına dönmüş, neye uğradığını anlayamamış. Ali, tilki şaşkınlığını atamadan, hızla kuzunun yanına koşmuş, minik kuzuyu nazikçe kucaklamış. Tilki de korkudan kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp ormanın derinliklerine doğru hızla kaçıp gitmiş, bir daha da o tarafa yaklaşmaya cesaret edememiş.
Ali, titreyen, ürkek kuzuyu bağrına basmış, onu yavaşça okşamış. Küçük kuzu, Ali'nin sıcak kollarında hemen güvende hissetmiş, korkusu geçmiş. Karabaş da etraflarında sevinçle dönmüş durmuş, kuyruğunu sallayarak neşe içinde havlamış. Üçü birlikte, ay ışığı altında köye doğru yola çıkmışlar. Orman artık o kadar da korkutucu gelmezmiş, sanki ağaçlar onlara yol gösterir, rüzgar da "Aferin kahraman çoban!" diye fısıldarmış. Köye vardıklarında, herkes onları merakla bekliyormuş. Köylüler, Ali'yi alkışlamış, ona "Kahraman Çoban Ali!" diye seslenmişler. Küçük kuzu annesine kavuşmuş, Ali de o gece, hem kuzuyu kurtarmanın, hem de cesaretinin gururuyla mışıl mışıl uykuya dalmış.

Bu masal da burada bitmiş, yüreği temiz, cesur ve merhametli olanın her zorluğu aşacağını, dostluğun ve iyiliğin her zaman galip geleceğini herkese usulca fısıldamış. Unutmayalım ki, bu dünyada Ali gibi kahraman çobanlar her zaman var olmuş, var olacakmış. Onlar ki, sadece sürülerine değil, tüm canlılara kol kanat germişler. Bu güzel masal da, onların anısına dilden dile dolaşmış.